Kâğıdın altında kendi adımı gördüm. Fakat imza bana ait değildi. Yıllardır terzilik yaparken attığım imzayı herkesten iyi tanırdım. Adımın son harfini daima küçük bir kıvrımla bitirirdim. Buradaki imzada o kıvrım yoktu.
Belgenin başlığı daha da ürkütücüydü: “Geçmiş Dönem Emanet Teslimi ve Borç Kabul Beyanı.”
Metne göre yıllar önce çalıştığım bakım merkezinde Sabiha Karahan’a ait 1 milyon 200 bin lira değerindeki para ve ziynet eşyasını teslim almış, bunları geri vermediğimi kabul etmiş ve borcu ödemeyi taahhüt etmiştim.
Oysa böyle bir şey yaşanmamıştı.
Arkadaki ikinci sayfada üç isim vardı: Barlas Demir, Vedat Karahan ve Nejat Karahan. Barlas’a yapılacak ödemeler, benimle evlenmesi ve bu belgeyi imzalamamı sağlaması şartına bağlanmıştı.
İlk iki ödemenin karşısında “Tamamlandı” yazıyordu.
Son ödemenin yanında ise “Asıl imzalı belge teslim edildiğinde” ifadesi vardı.
Sandalyeye çöktüm. Barlas’ın bana söylediği bütün sevgi sözcükleri kulaklarımda çınlıyordu. Bana çay hazırlayan, saçlarımı okşayan, yaş farkımızı önemsemediğini söyleyen adam, birileriyle hakkımda para anlaşması yapmıştı.
Ama asıl korkum başka bir şeydi. Son aylardaki sersemliklerim, hatırlamadığım reçeteler ve imzamın taklit edildiği belge arasında bir bağlantı olabilir miydi?
Hemen hüküm vermedim. Sayfaların ve zarfın fotoğraflarını çektim. Belgeleri yerlerine bıraktım. Ardından iki yıldır konuşmadığım kardeşim Nihat’ı aradım.
“Nihat, beni Barlas’ın haberi olmadan evden alabilir misin?”
Kardeşim bir an sustu.
“Başına bir şey mi geldi abla?”
“Henüz bilmiyorum. Ama burada kalmak istemiyorum.”
Yarım saat sonra eşi Ferda’yla birlikte beni evin yakınındaki eczanenin önünden aldılar. Yanıma kimliğimi, telefonumu, banka kartlarımı ve birkaç kıyafetimi almıştım.
Arabaya bindiğimde Ferda elimi tuttu.
“Önce hastaneye gidiyoruz,” dedi.
O gün acil serviste yaşadığım belirtileri ve şüphelerimi anlattım. Doktor gerekli değerlendirmeleri yaptı, bazı tetkikler istedi ve anlattıklarımı kayıt altına aldı. Kesin bir zehirlenme bulgusu saptanmadı. Bununla birlikte doktor, bazı maddelerin sonradan belirlenmesinin güç olabileceğini, tek bir muayenenin geçmişte yaşananları kesin olarak açıklamayacağını söyledi.
Kimse bana kolay bir cevap vermedi.
Fakat ilk kez biri yaşadıklarımı yalnızca yaşıma bağlamadan dinlemişti.
Ertesi gün aile hekimimle yeniden görüştüm. Reçete kayıtlarının tarihlerini, hangi sağlık kuruluşları üzerinden oluşturulduğunu ve sistemde görünen bilgileri inceledik. Bazı kayıtlar, benim hatırlamadığım muayenelerle ilişkili görünüyordu. Durumun resmî olarak araştırılması için başvuru yaptım.
Bu sırada Barlas durmadan arıyordu.
Önce endişeli mesajlar gönderdi. Ardından öfkelendi.
“Bana haber vermeden gitmeye hakkın yok.”
Bir saat sonra başka bir mesaj geldi.
“Evdeki evraklara dokundun mu?”
İşte o mesaj, korkularımın boşuna olmadığını düşündürdü.
Nihat’ın bulduğu bağımsız bir avukata gittim. Adı Ekin’di. Belgeleri gösterdim, mesajları okuttum, sağlık kayıtlarımı anlattım.
Ekin, kâğıtların tek başına bütün iddiaları kanıtlamayacağını, fakat ciddi bir inceleme gerektirdiğini söyledi. Suç duyurusu hazırladık. Bankama şüpheli işlemler konusunda bildirimde bulundum, hesaplarımın güvenlik bilgilerini değiştirdim ve evin tapu durumunu kontrol ettirdim.
Ev benim adıma kayıtlıydı. Barlas’ın herhangi bir satış yetkisi yoktu.
Ancak hesabımdan üç ay önce çekilen 85 bin lirayı hatırlamıyordum.
Bu işlem de incelemeye alındı.
Asıl düğüm, bakım merkezinin eski çalışanlarından Gülseren Hanım’la buluştuğumuzda çözülmeye başladı.
Gülseren Hanım beni görünce gözleri doldu.
“Hicran, o olaydan sonra Sabiha Hanım seni çok aradı,” dedi.
“Neden?”
“Çünkü kaybolan parayı senin almadığını biliyordu.”
Nefesimi tuttum.
Gülseren Hanım, Sabiha Hanım’ın son yıllarında oğullarıyla sürekli tartıştığını anlattı. Yaşlı kadın, bazı banka işlemlerinin kendisine yeterince açıklanmadığını düşünmüş, hesaplarının incelenmesini istemişti.
“Çantasının kaybolması meselesi de o tartışmalar sırasında çıkmıştı,” dedi. “Oğulları dikkatleri senden yana çevirdi.”
“Peki neden?”
“Bunu ancak kayıtlar açıklar. Ama Sabiha Hanım ölmeden önce önemli evrakları avukatına teslim etmişti.”
Ekin aracılığıyla o döneme ilişkin belgelerin resmî incelemede değerlendirilmesini istedik.
Sonraki haftalar hayatımın en yorucu dönemiydi.
Barlas bir gün kapıma gelip ağladı. Nihat onu içeri almadı. Ben de yalnız görüşmeyi reddettim.
“Ben seni gerçekten seviyorum!” diye bağırdı apartman boşluğunda.
Kapının arkasından cevap verdim.