enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Çok Bulutlu
22°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
19°C
Bilgi: Klavye yön tuşlarını kullanarak galeri resimleri arasında geçiş yapabilirsiniz.

“Sevgi için para aldın mı, Barlas?”

Ses kesildi.

Sonra yalnızca, “Her şey sandığın gibi değil,” dedi.

Kapıyı açmadım.

Yaklaşık iki ay sonra dosyada önemli gelişmeler yaşandı. Yetkili makamların topladığı banka kayıtları, Barlas’ın Vedat Karahan’dan farklı tarihlerde para aldığını gösteriyordu. Barlas’ın telefonundaki yazışmalar da incelemeye dâhil edilmişti.

Avukatımın aktardığına göre yazışmalarda, benim güvenimi kazanmasından ve eski bakım merkezi meselesine ilişkin bir belgeye imza attırılmasından söz ediliyordu.

Fakat daha büyük gerçek, Sabiha Hanım’ın eski evraklarından çıktı.

Yaşlı kadın, oğullarının kendi hesaplarından yaptığı bazı para transferlerine itiraz etmişti. Ölümünden önce bir avukata başvurmuş, banka dökümlerinin saklanmasını istemişti.

Vedat ile Nejat’ın yıllar önce annelerinin parasını yönetirken yaptıkları işlemler konusunda açıklama vermeleri gerekiyordu. Benim üzerime yıkılmak istenen kayıp eşya iddiasıysa bu hesapların incelenmesini engellemeye yetmemişti.

Sahte borç belgesi, hem geçmişteki suçlamayı yeniden canlandırmak hem de beni maddi baskı altına almak için hazırlanmış görünüyordu.

Ailenin benimle neden yeniden ilgilendiği böylece anlaşılmıştı.

Annemden kalan küçük evle yıllarca biriktirdiğim tasarruflarım vardı. Barlas, benim varlıklı ve yalnız olduğumu onlara anlatmıştı. Planları, imzamı taşıyan bir borç kabul belgesiyle üzerimde baskı kurmak, ardından ödeme yapmaya zorlamaktı.

Barlas’ın aldığı para da bu anlaşmanın karşılığıydı.

Peki beni neden sürekli sersem hissedecek duruma gelmiştim?

Bu sorunun cevabı diğerlerinden daha zordu.

Sağlık kayıtlarına ilişkin incelemede, adıma oluşturulan bazı reçetelerin usulüne uygun olmadığı yönünde bulgular ortaya çıktı. Bunların nasıl düzenlendiği ve kimlerin sorumlu olduğu ayrıca araştırılıyordu.

Barlas, ifadesinde bazı ilaçları benim isteğimle temin ettiğini iddia etmişti. Ben böyle bir istekte bulunmadığımı söyledim.

Hazırladığı çaylara ne koyduğu ise kesin biçimde belirlenemedi. Bu yüzden ona kanıtlanmamış bir eylemi kesin olarak yükleyemezdim.

Ama yaşadığım sersemlikleri bana karşı kullanmış olması başka bir gerçekti. Yazışmalarında, bazı günler evrakları okuyacak durumda olmadığımı söylediği görülüyordu.

Bu bilgi bile midemi bulandırmaya yetti.

Bağımsız bir uzman incelemesinde borç belgesindeki imzanın bana ait olmadığı yönünde değerlendirme yapıldı. Belgeyle ilgili adli süreç devam ederken avukatım, hakkımda gerçek bir borç bulunduğunu gösteren güvenilir bir kayıt olmadığını açıkladı.

Bankadan gelen sonuç da önemliydi. Hatırlamadığım para çekme işleminin ayrıntıları incelenince işlem sırasında Barlas’ın rolüne ilişkin bulgular ortaya çıktı. Bankanın sorumluluğu ve paranın geri alınması için ayrı hukuki girişimler başlattık.

Her şey bir gecede çözülmedi.

Aylarca ifade verdim, görüşmelere katıldım, belgeler topladım. Bazen uykusuz kaldım. Bazen evliliğimin güzel olduğunu sandığım günleri düşünüp ağladım.

Ama geri dönmedim.

Boşanma davası açtım. Birlikte yaşadığımız eve tek başıma dönmek yerine, güvenlik konusundaki başvurularımı avukatımla değerlendirdim. Kişisel eşyalarımı da gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra aldım.

Barlas’ın bütün yaptıklarını kabul ettiği büyük bir yüzleşme hiç yaşanmadı. Bazı soruların cevabı mahkeme dosyalarında kaldı. Ancak gerçek hayatın her zaman kusursuz bir itirafla sonlanmadığını öğrenmiştim.

Bir yılın sonunda boşanmamız kesinleşti. Ceza soruşturmaları ve bazı mali talepler için süreç sürüyordu. Yine de hayatımın geri kalanını o dosyaların sonucuna bağlamamaya karar verdim.

Eski evime döndüm. Perdeleri değiştirdim, mutfağı yeniden düzenledim. Barlas’ın aldığını söylediği pahalı eşyaların hiçbirini özlemiyordum.

En çok dikiş makinemi özlemiştim.

Emeklilikten sonra bir kenara kaldırdığım makineyi salonun aydınlık köşesine yerleştirdim. Mahalledeki kadınlara küçük onarım işleri yapmaya başladım. Sonra belediyenin kadın dayanışma merkezinde gönüllü olarak dikiş dersleri verdim.

İlk ders günü karşıma oturan genç bir kadın, kumaşı yanlış kesince utanıp başını eğdi.

“Elimden hiçbir iş gelmiyor galiba,” dedi.

Gülümsedim.

“Bir yanlış kesim yüzünden bütün kumaşı çöpe atmayız,” dedim. “Önce neyi kurtarabileceğimize bakarız.”

O cümleyi söylerken kendimi düşündüm.

Altmış yaşında âşık olduğum için utanmam gerekmiyordu. Yanlış olan, birinin sevgime güvenip bunu kendi çıkarı için kullanmasıydı.

Nihat’la aramızdaki kırgınlık da zamanla iyileşti. Bir akşam birlikte yemek yerken ona geçmişte söylediklerim için özür diledim.

Kardeşim başını salladı.

“Ben seni korumak isterken seni dinlememişim abla,” dedi. “Bir daha senin yerine karar vermeyeceğim.”

Elini tuttum.

İlk kez gerçekten anlaşılmış hissettim.

Artık sabahları çayımı kendim hazırlıyorum. Bazen balkonda içiyor, bazen dikiş makinemin yanına bırakıyorum.

Fincanın başında otururken yaşımı düşünmüyorum. Hayatımın kaç yılının geçtiğini de hesaplamıyorum.

Çünkü öğrendiğim en önemli şey şu oldu: İnsan altmışında da kandırılabilir, sekseninde de yeniden başlayabilir. Güvenmek ayıp değildir; fakat insanın kendine duyduğu güveni başkasının ellerine bırakması tehlikelidir.

Ben evliliğimi kaybettim, ama kendi sesimi yeniden buldum.

Ve hayatımın geri kalanında artık hiç kimsenin bana, neyi hatırladığımı, neyi hissettiğimi veya neye inanacağımı söylemesine izin vermeyeceğim.