Fotoğrafta rahmetli babam, yanında yıllar önce lokantamızda çalışan Rıza ve aralarında duran tombul yanaklı küçük bir çocuk vardı. Çocuğun yüzüne dikkatle bakınca içim ürperdi. O çocuk Erkin’di. Fotoğrafın arkasında babamın el yazısıyla şu cümle yazıyordu: “Rıza ve oğlu Erkin. Hesapların kapatıldığı gün, 2003.”
Rıza’yı hatırlıyordum. Babamın yanında muhasebe işlerine bakmış, sonra büyük bir tartışmayla ayrılmıştı. Babam nedenini açıklamamış, yalnızca bir daha o adamın lokantaya girmesine izin vermemişti.
Dosyanın devamında 3 milyon 840 bin liralık borç mutabakatı, hiç teslim almadığım mutfak makinelerinin faturaları ve işletmenin borç karşılığında devredilmesini öngören bir sözleşme taslağı vardı. Son sayfadaki alıcı şirketin ortaklarından biri Rıza’nın kardeşiydi.
Demek Erkin beni tesadüfen bulmamıştı.
Fotoğrafı ve belgeleri çantama koydum. İçimden hemen eve gidip hesap sormak geçiyordu. Fakat yıllardır işletme yönetmenin bana öğrettiği bir şey vardı: Öfkelendiğin anda karar verirsen başkasının hatasının bedelini de sen ödersin.
Önce Nihat Bey’i aradım.
“Size o mesaj neden gelmiş, biliyor musunuz?” diye sordum.
“Sabah öğrendim,” dedi. “Telefon numaramın son iki hanesi, o şirketin eski muhasebecisinin numarasıyla aynıymış. Gönderen kişi yanlış kişiyi seçmiş. Sonra mesajı silmemi istedi ama ben dinlemiştim.”
Mesajı gönderen numara Erkin’e aitti. Nihat Bey, telefonundaki orijinal mesajı ve sonradan gelen silme isteğini saklamıştı.
O gün birlikte avukat Derya Hanım’a gittik.
Derya dosyayı dikkatle inceledi. Bütün sayfalardaki tarihleri, şirket isimlerini ve imzaları not aldı.
“Seval Hanım, öncelikle korkmayın,” dedi. “Bu belgelerle otomatik olarak işletmenizi devralamazlar. Borcun gerçekliğini, teslimatları ve imzaları ispatlamaları gerekir. Ama bu girişimi ciddiye alacağız.”
Muhasebecim Celal Bey’i çağırdı. Eski faturaları, vergi kayıtlarını ve banka hareketlerini karşılaştırdılar.
Ortaya çıkan ilk gerçek şuydu: Dosyadaki makineler hiçbir zaman alınmamıştı. İddia edilen teslimat günü lokanta kapalıydı. Çünkü annemin ölüm yıl dönümünde mezarlığa gitmiş, ayrıca mutfaktaki su tesisatını tamir ettirmiştim.
Tamirat ustasının faturası, o gün çektiği fotoğraflar ve işletmenin kapalı olduğunu gösteren kayıtlar duruyordu.
İkinci gerçek daha ağırdı.
Bazı belgelerdeki imzalar bana benzetilmişti. Diğerlerinin imza alanları boştu. Erkin’in istediği ortak imza yetkisi, bu boşlukları ileride tamamlamak ve işletmem adına işlem yapabilmek için hazırlanmış olabilirdi.
Derya kesin konuşmadı.
“Bunların hangi amaçla düzenlendiğini araştıracağız. İmzaların incelenmesini de resmî makamlar isteyebilir.”
Sonra ticaret sicili kayıtları geldi.
Alacaklı görünen Kuzey Tedarik şirketinin yöneticisi Rıza’nın eski ortağı Nedim’di. İşletmemi devralması planlanan şirketin ortaklarından biri de Rıza’nın kardeşiydi.
Bütün yollar aynı aileye çıkıyordu.
O akşam eve gittiğimde Erkin mutfakta makarna yapıyordu.
“Güzelliğim, bugün çok yoruldun galiba,” dedi.
Yirmi yedi yaş küçük kocamın yüzüne baktım. Bir zamanlar beni yeniden hayata döndürdüğünü sandığım adam, şimdi hayatım boyunca biriktirdiğim her şeyi elimden almak isteyen insanların arasındaydı.
“İyiyim,” dedim.
“Şu imza konusunu yarın halletsek mi?”
“Önce belgeleri avukatıma göstereceğim.”
Elindeki kaşık durdu.
“Ne avukatı? Bana güvenmiyor musun?”
“Güveniyorum demekle imza atmak aynı şey değil, Erkin.”
O gece ilk defa yüzündeki öfkeyi açıkça gördüm. Bana bağırmadı ama bütün akşam konuşmadı. Gece yine balkonda telefonla görüştü.
Ertesi sabah Derya’ya her şeyi anlattım.
“Artık kendinizi riske atmayın,” dedi. “Belgeleri güvenceye aldık. Bundan sonrasını resmî yollarla yürüteceğiz.”
Derya, bana gönderilen ödeme ihtarına karşı borcu kabul etmediğimizi belirten yazılı cevabı hazırladı. Ardından sahte belge düzenlenmesi ve dolandırıcılık girişimi şüpheleriyle savcılığa başvurduk.
İşletmenin banka yetkilerini kontrol ettirdim. Erkin’in bağımsız işlem yapma hakkı yoktu. Muhasebe bilgisayarına erişimini kaldırdım, şifreleri değiştirdim. Bunları onun evde olmadığı saatlerde, çalışanlarımın ve muhasebecimin desteğiyle gerçekleştirdim.
Fakat kafamı kurcalayan tek şey vardı.
Babamla Rıza arasında gerçekte ne olmuştu?
Cevabı, babamın eski arkadaşı Sabri Amca verdi.
“Rıza bir dönem lokantanın büyümesine para koyduğunu iddia etmişti,” dedi. “Baban hesapları çıkardı. O paranın borç olduğunu, faiziyle ödendiğini gösterdi. Rıza kabul etmedi. Dükkânda ortaklık hakkı olduğunu söyledi.”
“Mahkemeye gitmişler mi?”
“Hayır. Baban bütün makbuzları saklamıştı. Rıza da bir daha dava açmadı.”
O akşam babamın eski evrak sandığını açtım. Saatlerce aradıktan sonra kumaş bir zarf buldum.
İçinde banka dekontları, ödeme makbuzları ve Rıza’nın imzaladığı bir hesap kapatma belgesi vardı. Belgenin altında açıkça, babamdan herhangi bir alacağı kalmadığını kabul ettiği yazıyordu.
Ertesi gün bunları Derya’ya götürdüm.
“Bu çok önemli,” dedi. “Yıllar önceki ilişkinin ne olduğunu ve borcun kapatıldığını gösteriyor. Güncel sahte borç iddiasıyla aynı şey değil ama planın geçmişini anlamamıza yardımcı oluyor.”