enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Çok Bulutlu
22°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
19°C
Bilgi: Klavye yön tuşlarını kullanarak galeri resimleri arasında geçiş yapabilirsiniz.

Bir hafta sonra Erkin’in babası beni aradı.

“Seval Hanım, aile içinde çözülebilecek meseleleri büyütmeyin,” dedi.

“Benim ailem, malımı elimden almaya çalışan insanlardan oluşmuyor,” diye cevap verdim.

Sesi sertleşti.

“Erkin sana yıllarını verdi.”

“Sekiz ayını verdi. Ben ona güvenimi verdim. Aramızdaki fark bu.”

Telefonu kapattım. Görüşmeyi Derya’ya bildirdim.

O sırada savcılık başvurusu üzerine belgelerin ve ilgili kayıtların incelenmesine başlanmıştı. Kuzey Tedarik’ten mal teslimine ilişkin dayanaklar istenmişti. Dosyadaki teslim tutanaklarıyla gerçek kayıtlar arasındaki çelişkiler dikkat çekiyordu.

Erkin ise evde giderek huzursuzlaşıyordu.

Bir akşam karşıma geçip, “Benden boşanmayı mı düşünüyorsun?” diye sordu.

“Evet.”

Sanki bunu beklemiyormuş gibi irkildi.

“Ben seni seviyorum.”

“Beni ne zaman sevmeye başladın, Erkin? Lokantamın tapusunu öğrendiğinde mi, yoksa babanın planını kabul ettiğinde mi?”

Yüzü bembeyaz oldu.

Bir süre hiç konuşmadı.

Sonra başını eğdi.

“Babam sana yaklaşmamı istediğinde seni tanımıyordum,” dedi. “Sadece yalnız yaşayan, iyi para kazanan bir kadın olduğunu biliyordum.”

Boğazım düğümlendi.

“Peki evliliğimiz?”

“Başta planın parçasıydı.”

Bu dört kelime, içimde kalan son umudu da bitirdi.

Erkin ağlamaya başladı. Babasının yıllardır dükkânı kendilerinden çalınmış bir hak gibi anlattığını söyledi. Onu önce benimle tanıştıracak tesadüfler ayarlamışlar. Sonra güvenimi kazanmasını, evlenmesini ve imza yetkisi almasını beklemişler.

“Bir süre sonra sana gerçekten bağlandım,” dedi. “Ama babama karşı çıkamadım.”

“Bağlandıysan neden durmadın?”

Cevap veremedi.

“Çünkü lokantayı almak da işine geliyordu,” dedim.

Başını salladı.

İlk kez suçu açıkça kabul etti.

Ona avukatımla görüşmesini ve bildiklerini yetkili makamlara anlatmasını söyledim. Ertesi gün eşyalarını alıp evden ayrılmasını istedim. Güvenliğim için yakınım olan bir arkadaşım o gece benimle kaldı.

Erkin birkaç gün sonra kendi avukatıyla birlikte savcılığa ifade verdi. Planın nasıl hazırlandığını, belgeleri kimin düzenlediğini ve benden hangi imzaları almak istediğini anlattı. Daha sonra yazılı açıklamasında da kendisine düşen sorumluluğu kabul etti.

Bu, geçmişi silmedi. Ama dosyanın aydınlatılmasına yardımcı oldu.

Takip eden aylarda soruşturma sürdü. İncelenen belgelerdeki tutarsızlıklar, mevcut ticari kayıtlar ve alınan ifadeler doğrultusunda ilgili kişiler hakkında dava açıldı. Mahkeme süreci devam ederken alacak iddiasına ilişkin ayrı hukuki başvurularımızı da sürdürdük.

Erkin’le boşanmamız sonuçlandı. Babamdan kalan dükkânın mülkiyeti zaten bana aitti. İşletmemi devretmemiştim, sahte borcu kabul etmemiştim ve hiçbir ortak imza yetkisi vermemiştim.

Lokantam elimde kaldı.

Bir sabah eski kırmızı dosyayı kilitli arşiv dolabına kaldırdım. İçindeki belgeler artık avukatımda da bulunuyordu. Dosyayı saklamamın nedeni Erkin’i hatırlamak değil, bir daha gerçeği görmezden gelmemekti.

Aynı gün lokantanın girişine yeni bir tabela astırdım.

“Seval’in Mutfağı.”

Nihat Bey karşı kaldırımdan bakıp gülümsedi.

“Yakışmış,” dedi.

“Geç bile kaldım,” diye cevap verdim.

Sonra önlüğümü bağlayıp ocağın başına geçtim. Çorbanın kokusu mutfağa yayılırken ilk müşteriler içeri girdi.

Erkin’den geriye birkaç fotoğraf, bitmiş bir evlilik ve uzun süre unutamayacağım bir kırgınlık kalmıştı. Ama elimden alamadığı şeyler daha fazlaydı: Babamın emeği, benim yıllarım, ayakta tuttuğum işletme ve kendi kararlarımı verme hakkım.

O gün anladım ki insanın yeniden başlaması için genç olması gerekmiyormuş. Bazen elli dokuz yaşında da hayatının en önemli başlangıcını yapabiliyormuş.

Ben sevdiğim adamı kaybetmedim. Beni sevmek yerine kullanmayı seçen adamdan kurtuldum.

Ve hayatımda ilk kez yalnızlığımı bir eksiklik değil, huzur olarak gördüm.