enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Çok Bulutlu
22°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
19°C
Bilgi: Klavye yön tuşlarını kullanarak galeri resimleri arasında geçiş yapabilirsiniz.

Kilit küçük bir çıtırtıyla açıldı. Aysun kapağı kaldırdığında içinden sararmış üç zarf, eski bir hastane bilekliği ve köşeleri yıpranmış bir mektup çıktı.

Gencer bilekliği eline aldı. Üzerindeki yazıyı okumakta zorlandı ama sonunda iki kelimeyi seçebildi.

“Tuna Karaca…”

Sesi titredi.

“Bu benim kardeşim.”

Aysun başını eğdi.

“Evet, Gencer. O çocuğu tanıyordum.”

“Peki neden bana söylemedin?”

“Çünkü ne olduğunu tam olarak bilmiyordum. Öğrendiğim kadarı da yıllarca içimi rahat bırakmadı.”

Aysun yirmi beş yıl önce çalıştığı hastanede yaşananları anlatmaya başladı.

O zamanlar Tuna sekiz, Gencer on bir yaşındaydı. Hastanenin düzenlediği çocuk şenliğinde iki kardeşin fotoğrafı çekilmişti. Aysun gönüllü görevliydi. Fotoğrafın bir kopyası kendisine verilmişti.

Bundan üç hafta sonra Tuna evden kaybolmuştu.

Çocuk otogarda bulunmuş, korktuğu ve ailesine dönmek istemediğini söylediği için sosyal hizmet görevlilerince değerlendirmeye alınmıştı. Aysun, hastanedeki muayenesi sırasında onunla yeniden karşılaşmıştı.

“Tuna sürekli seni soruyordu,” dedi. “Bir ağabeyim var, beni mutlaka bulur, diyordu.”

Gencer gözlerini kapattı.

“Ben onu aramaktan hiç vazgeçmedim.”

“Biliyorum. Ama o yıllarda sen de çocuktun.”

Aysun ikinci zarfı açtı. İçinde eski bir sosyal hizmet uzmanının kendisine gönderdiği mektup vardı.

Mektupta Tuna’nın bir süre koruma altında kaldığı, ailesine ulaşılması konusunda çelişkili bilgiler bulunduğu ve çocuğun durumunun yeniden değerlendirildiği anlatılıyordu.

Gencer dikkatle okudu.

“Burada babamın adı var.”

“Evet.”

“Babam onun nerede olduğunu biliyor muydu?”

Aysun cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.

“Bunu kesin olarak ancak kendisinden öğrenebiliriz.”

Gencer hemen telefonunu çıkardı.

Babası Rıfat, yetmiş yaşını geçmiş, yıllardır Bursa’da yaşayan sert mizaçlı bir adamdı.

Telefon açıldığında Gencer doğrudan sordu:

“Baba, Tuna hastaneye götürüldüğünde haberin olmuş muydu?”

Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu.

“Bunca yıl sonra nereden çıktı bu?”

“Sandıkta belgeler bulduk. Bana doğruyu söyle.”

Rıfat’ın sesi kısıldı.

“Yarın gelin.”

Ertesi sabah Aysun ve Gencer Bursa’ya gittiler.

Kapıyı Gencer’in annesi Meltem açtı. Oğlunun elindeki hastane bilekliğini görünce yüzündeki bütün renk çekildi.

“Bunu nereden buldun?”

Gencer cevap vermeden babası salona girdi.

Rıfat, masaya bırakılan belgeleri görünce oturdu.

“Ben kötü bir babaydım,” dedi beklenmedik biçimde. “Ama o zaman kendimce ailemi koruduğumu sanıyordum.”

Yıllar önce Rıfat ağır borçlar içindeydi. Eşiyle sürekli tartışıyor, çocuklarına karşı öfkesini kontrol edemiyordu. Tuna evden ayrıldıktan sonra bulunduğu halde babasına dönmekten korktuğunu söylemişti.

Sosyal hizmet birimi aile koşullarını incelemeye başlamıştı.

Rıfat, görüşmeler sırasında oğlunun bakımını üstlenmekte zorlandığını kabul etmiş, daha sonra kendisine gönderilen yazışmaları da karısından gizlemişti.

“Meltem öğrenirse beni terk eder diye düşündüm,” dedi.

Meltem öfkeyle ayağa kalktı.

“Bana oğlumun başka bir aile tarafından kaçırıldığını söyledin!”

“Biliyorum.”

“Yıllarca onu aradım!”

Rıfat ağlamaya başladı.

“Önce geçici olduğunu düşündüm. Sonra işler büyüdü. Her şeyi düzeltmek için çok geç kaldığımı sandım.”

Gencer masaya vurmadı, bağırmadı. Babasının gözlerine bakarak tek bir soru sordu.

“Tuna seni affetti mi?”

Rıfat başını kaldırdı.

“Onu hiç görmedim.”

“Demek onun hayatta olduğunu biliyordun.”

Rıfat’ın cevap vermemesi yeterliydi.

Meltem birden yatak odasına yöneldi. Birkaç dakika sonra elinde eski bir dosyayla geri döndü.

“Bunu yıllar önce bulmuştum,” dedi. “Babanın çekmecesindeydi. Açmaya korktum.”

Dosyada mahkeme kararlarına ilişkin yazışma örnekleri, sosyal hizmet bildirimleri ve başka bir aileden gelen iki mektup vardı.

Tuna’nın koruma sürecinin ardından yıllar içinde evlat edinildiği anlaşılıyordu. İşlemler bir anda yapılmamış, uzun bir değerlendirme sürecinden geçmişti.

Mektupları yazan aile, çocuğun geçmişiyle bağını tamamen koparmak istemediklerini belirtiyordu.

Ancak kendilerine, biyolojik ailesinin herhangi bir ilişki kurmayı istemediği söylenmişti.

Meltem mektupları okurken ağladı.

“Ben oğlumun öldüğünü düşünerek yaşadım. Meğer birileri onun büyüdüğünü biliyormuş.”

Aysun sessizce konuştu.

“Bu insanların da gerçeği bildiklerinden emin değiliz.”

Dosyanın kapağında bir isim vardı.

Demir ailesi.

İzmir’e döndüklerinde Gencer, bir aile hukuku avukatından yardım aldı. Belgelerin güncel durumunu ve Tuna’yla hangi yasal yollarla iletişim kurulabileceğini öğrendi.

Evlat edinme kayıtlarının gizliliği nedeniyle hiç kimse yetişkin Tuna’nın bilgilerini doğrudan paylaşamazdı. Ancak ilgili kurumlara başvurularak, uygun görülmesi halinde iletişim isteğinin kendisine ulaştırılması mümkündü.

Gencer gerekli başvuruları yaptı.

Aysun bu süreçte onun yanında bulundu. Fakat aralarında konuşulmamış başka bir mesele vardı.

Bir akşam Gencer dayanamayarak itiraf etti.

“Seninle tanışmam tesadüf değildi.”

Aysun şaşkınlıkla baktı.

“Nasıl yani?”

“Yıllar önce kardeşimin dosyasını araştırırken çalıştığın hastaneyi öğrendim. Sonra eski çalışanları araştırdım. Senin adını buldum.”

Aysun’ın gözleri doldu.

“Demek bana bu yüzden yaklaştın.”

“İlk başta senin bildiklerini öğrenmek istedim. Ama tanıştığımız gün…”

Gencer sustu.

Aysun sözü tamamladı.

“Sonra bana âşık oldun, öyle mi?”

“Evet. Seninle geçirdiğim her gün, kardeşimi arama amacımdan ayrı bir anlam kazandı. Ama başlangıcını anlatmaya cesaret edemedim.”