enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Çok Bulutlu
22°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
19°C
Bilgi: Klavye yön tuşlarını kullanarak galeri resimleri arasında geçiş yapabilirsiniz.

Aysun pencereye döndü.

“Ben sana güvenerek evlendim, Gencer.”

“Biliyorum. Sakladığım şey yüzünden o güveni zedeledim.”

“Keşke bana başından anlatsaydın.”

Gencer ona yaklaşmadı.

“Bana kızmakta haklısın. Ama seninle evlenmemin nedeni kardeşim değildi. Evlenme teklif ettiğimde onu bulabileceğimden bile emin değildim. Ben seninle yaşlanmak, seninle aynı sofraya oturmak istedim.”

Aysun uzun süre sessiz kaldı.

“Bunu düzeltmek zaman alacak,” dedi sonunda.

“Ne kadar gerekirse.”

O gece farklı odalarda uyudular.

Ertesi sabah Gencer kahvaltı masasını hazırlamıştı. Aysun karşısına oturduğunda adam hiçbir şey olmamış gibi davranmadı.

Birlikte konuşmaya başladılar. İlk tanışmalarını, korkularını, sakladıkları soruları anlattılar.

Gencer, Tuna’yla ilgili araştırmalarını artık Aysun’dan gizlemeyeceğine söz verdi. Aysun da yıllarca taşıdığı suçluluk duygusunun kararlarını etkilemesine izin vermeyecekti.

Aralarındaki kırgınlık hemen geçmedi. Ama ilk defa birbirlerinden hiçbir şey saklamadan aynı masada oturuyorlardı.

Yaklaşık dört ay sonra Gencer’in avukatına bir haber ulaştı.

Tuna’ya iletişim isteği iletilmişti.

Ve Tuna görüşmeyi kabul etmişti.

Gencer haberi duyunca sandalyeye çöktü.

“Ya beni görmek istemezse?”

Aysun elini tuttu.

“Görüşmeyi kabul etmiş. Ama onun da bütün bunları anlamak için zamana ihtiyacı olabilir.”

İlk buluşma İzmir’de sakin bir kafede gerçekleşti.

Kapıdan otuz üç yaşında, ince yapılı, koyu saçlı bir adam girdi.

Gencer onu görür görmez ayağa kalktı.

Adam birkaç saniye durdu.

Sonra gülümsedi.

“Sen hâlâ çocukkenki gibi bakıyorsun.”

Gencer’in boğazı düğümlendi.

“Tuna…”

İki kardeş birbirine sarıldı.

Tuna’nın ilk söylediği söz Gencer’i ağlattı.

“Ben senin beni aramadığını sanıyordum.”

“Bir gün bile vazgeçmedim.”

Tuna başını salladı.

“Biliyorum. Artık öğrendim.”

Tuna’yı evlat edinen Cemre ve Yavuz Demir, onu sevgiyle büyütmüştü. Evlat edinildiğini uygun yaşa geldiğinde öğrenmişti. Biyolojik ailesinin kendisiyle görüşmek istemediğine dair kendilerine bilgi verildiği için yıllarca aramaya çekinmişti.

“Beni istemediklerini düşündüm,” dedi.

Gencer elini tuttu.

“Ben seni hep istedim.”

Tuna gülümsedi.

“Bunu bilmek çok güzel.”

Sonraki haftalarda iki aile arasındaki geçmiş de yavaş yavaş aydınlandı.

Demir ailesi Tuna’yı ailesinden koparmak için uğraşmamıştı. Aksine, yıllar önce kendilerine bildirilen aile kararının doğru olduğunu sanmışlardı.

Meltem ise oğlunun başka bir aile tarafından kendisinden alındığına inanmıştı.

Gerçeği saklayan kişi Rıfat’tı.

Tuna babasıyla hemen görüşmek istemedi. Önce annesiyle buluştu. Meltem, oğlunun artık başka bir ailesi de olduğunu kabullenmekte zorlandı.

Ancak Tuna ona sakince şunu söyledi:

“Beni büyüten insanları sevmem, seni tanımak istemediğim anlamına gelmiyor.”

Meltem gözyaşları içinde başını salladı.

“Yeter ki artık hayatından kaybolmayayım.”

Rıfat’la görüşmeleri ise aylar sonra, Tuna kendisini hazır hissettiğinde gerçekleşti. Rıfat yaptıklarını açıklamaya çalışmadan önce özür diledi. Tuna onu hemen affetmedi. Babası da bunun kendi hakkı olmadığını kabul etti.

Bir yıl sonra Aysun’un yeni evinde küçük bir aile yemeği düzenlendi.

Masada Gencer, Tuna, Meltem, Cemre ve Yavuz vardı. Rıfat bu buluşmaya davet edilmemişti; Tuna’yla ilişkisi henüz o noktaya gelmemişti.

Herkesin birbirini tanıdığı, geçmişi konuşabildiği sıcak bir akşamdı.

Tuna yanında küçük bir paket getirmişti.

Paketten kırmızı bir oyuncak kamyon çıktı.

“Eskisi yıllar önce kırılmıştı,” dedi. “Ama bunun aynısını buldum.”

Gencer kamyonu eline aldı.

“Bunu hatırlıyorsun.”

“Bana verdiğin günü hiç unutmadım.”

Aysun ikisine bakarken gözyaşlarını tutamadı.

Tuna ona döndü.

“Bir de sana teşekkür etmek istiyorum.”

“Neden?”

“Hastanede bana korkmamamı söylediğini hatırlıyorum. O zaman sekiz yaşındaydım. Sesini unutmadım.”

Aysun’ın yüzünde yılların ağırlığını hafifleten bir gülümseme belirdi.

Yemekten sonra Gencer, Aysun’un yanına oturdu.

“Pişman mısın?” diye sordu.

“Neye?”

“Benimle evlendiğine.”

Aysun kocasının elini tuttu.

“Bana bazı gerçekleri geç anlattığın için üzüldüm. Ama bugün buradaki mutluluğu görüyorum. Seni sevdiğim için pişman değilim.”

Gencer başını onun omzuna yasladı.

“Ben de seni seviyorum.”

Tuna telefonunu çıkarıp herkesin fotoğrafını çekmek istedi.

Gencer sağ tarafta oturdu. Sol kolunu Aysun’un omzuna attı. Diğerleri yanlarına yerleşti.

Fotoğraf çekildiğinde Aysun bir an eski sandığı düşündü.

O sandığın içinde yıllarca cevapsız sorular, yarım kalmış mektuplar ve korkuyla saklanan hatıralar durmuştu.

Şimdi duvarda yeni bir fotoğraf için yer açılacaktı.

Çünkü aile bazen yalnızca aynı geçmişi paylaşan insanlar değildi. Birbirinin yaralarını anlamaya çalışan, hatalarını kabul eden ve yeniden güven kurmak için emek veren insanlardı.

Aysun altmış dört yaşında bunu herkesten iyi biliyordu.

Geçmişi değiştirememişlerdi. Kaybedilen yılları geri getirememişlerdi. Ama önlerinde birlikte yaşayabilecekleri günler vardı.

Ve o akşam, yıllar önce iki kardeşi yan yana gösteren eski fotoğrafın hemen yanına, yeniden kavuşmuş ailelerinin ilk fotoğrafını astılar.