“Çünkü babam beni meyve suyu almaya götürdükten sonra hastanede onların ne yaptığını gördüm…”
Oğlumun bu sözleriyle bütün bedenim buz kesti. Birkaç saniye boyunca yüzüne bakıp ne söyleyeceğimi bilemedim. Beş yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkan basit bir cümleydi belki ama sesindeki korku, bunun sıradan bir şey olmadığını hissettiriyordu.
“Kim ne yaptı, oğlum?” diye fısıldadım. Oğlum ellerimi daha sıkı tuttu. “Bebeği değiştirdiler.” Kalbim sanki göğsümün içinde durdu.
“Ne demek istiyorsun?” “Ben gördüm anne.” Gözleri doldu.
“Babam beni meyve suyu almaya götürdü. Sonra geri döndüğümüzde sen uyuyordun. Ben kapının yanında bekliyordum. Sonra iki kadın geldi.”
“Nasıl kadınlar?”
“Biri beyaz kıyafetliydi. Diğeri de saçlarını toplamıştı.”
Dizlerimin bağı çözülür gibi oldu.
“Sonra ne yaptılar?”
Oğlum beşiğe baktı.
“Senin bebeğini aldılar.”
Boğazım düğümlendi.
“Emin misin?”
Başını salladı.
“Evet. Sonra başka bir bebek getirdiler.”
O an gözüm istemsizce beşiğe kaydı.
Kızımız hâlâ huzur içinde uyuyordu.
Ama içimde korkunç bir şüphe filizlenmişti.
Oğlum bütün hamileliğim boyunca kardeşinin doğmasını beklemişti. Her sabah uyandığında aynı soruyu sorardı.
“Bugün bebek gelecek mi?”
Bebek odasının hazırlanmasına yardım etmiş, sarı yıldızların seçilmesine karışmış, daha doğmadan kardeşi için Pofuduk adını verdiği bir oyuncak tavşan almıştı.
Hastaneye geldiği gün ise yüzündeki mutluluğu hâlâ unutamıyordum.
Kardeşini ilk kez kucağına verdiğimde küçücük ellerine hayranlıkla bakmıştı.
“Ellerine bak anne… Çok küçük.”
Babası gülerek, “Her yeri küçük,” demişti.
Sonra oğlum bebeğin sağ kulağının arkasındaki kırmızı lekeyi fark etmişti.
“Bu ne?”
“Doğum lekesi olabilir.”
Oğlum gülümsemişti.
“Ay öpücüğü.”
O günden sonra o lekeye hep böyle seslenmişti.
Kardeşinin elini tutup ona ciddi bir şekilde söz vermişti.
“Ben senin ağabeyinim. Seni sonsuza kadar koruyacağım.”
İşte o yüzden şimdi söyledikleri beni daha da korkutuyordu.
Çünkü oğlum, bebeğin kulağındaki o küçük lekeyi herkesten daha dikkatli incelemişti.
“Peki,” dedim titreyen bir sesle. “Şimdi bana bir şey söyle.”
“Ne?”
“Bu bebeğin kulağında ay öpücüğü var mı?”
Oğlum hemen başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Bebeğin yanına gittim.
Kalbim deli gibi çarpıyordu.
Kızımın başını dikkatlice çevirdim ve sağ kulağının arkasına baktım.
Leke yoktu.
Bir an nefes alamadım.
Hastanede çektiğim fotoğraflar aklıma geldi.
Telefonumu titreyen ellerimle açıp doğumdan birkaç saat sonra çektiğim fotoğraflara baktım.
Kızımızın sağ kulağının arkasında gerçekten de küçücük, hilal şeklinde kırmızı bir doğum lekesi vardı.
Fotoğrafları tekrar tekrar inceledim.
Sonra eve geldiğimiz gün çektiğim fotoğrafa geçtim.
Aynı bebekti.
Ama leke görünmüyordu.
İçimdeki korku büyüdü.
Tam o sırada eşim merdivenlerden çıktı.
“İkiniz neden hâlâ ayaktasınız?”
Ona döndüm.
“Bebeğin kulağındaki doğum lekesi nerede?”
Yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“Ne?”
“Doğum lekesi. Sağ kulağının arkasındaki hilal.”
Eşim birkaç saniye sustu.
“Belki yanılıyorsundur.”
“Yanılmıyorum.”
Telefonumu ona uzattım.
“Bak.”
Fotoğrafa baktı.
Yüzündeki ifade değişti.
O küçücük değişiklik gözümden kaçmadı.
“Sen bunu biliyor muydun?”
“Hayır.”
“Benden bir şey saklıyor musun?”
Eşim cevap vermeden oğlumuza baktı.
Oğlum hemen bana sokuldu.
“Anne, ben gördüm.”
Eşim diz çöküp oğlumu sakinleştirmeye çalıştı.
“Yanlış anlamış olabilirsin.”
Oğlum başını salladı.
“Hayır baba. İki kadın bebeği başka yere götürdü.”
Eşim bir anda ayağa kalktı.
“Bu saçmalık.”
İlk kez sesini bu kadar sert duyuyordum.
O an içimde başka bir şüphe oluştu.
Neden bu kadar öfkelenmişti?
Neden oğlumuzu sakinleştirmek yerine onu susturmaya çalışıyordu?
Telefonumu yeniden elime aldım.
“Hastaneyi arayacağım.”
Eşim önüme geçti.
“Bu saatte mi?”
“Evet.”
“Yarın konuşursun.”
“Hayır.”
Gözlerinin içine baktım.
“Şimdi konuşacağım.”
Hastaneyi aradım.
Görevli, doğum yaptığım günle ilgili kayıtları kontrol ettikten sonra bana bebeğimizin doğumdan sonra kısa bir süre yenidoğan bölümüne götürüldüğünü söyledi.
Bunu zaten biliyordum.
Fakat ardından söylediği cümle beni koltuğa çökertti.
“Bebeğinizin kimlik bilekliğiyle ilgili bir kontrol işlemi yapılmış.”
“Ne kontrolü?”
“Dosyada ikinci bir kimlik doğrulaması görünüyor.”
“Peki neden?”
Karşıdaki görevli bir süre sessiz kaldı.
“Bu konuda sabah hastane yönetimiyle görüşmeniz gerekiyor.”
O gece kimse uyumadı.
Sabah olduğunda bebeğimizi alıp hastaneye gittik.
Yönetimle görüştüğümde önce bana bunun rutin bir işlem olduğunu söylediler.
Ben ise doğumdan sonra çektiğim fotoğrafları gösterdim.
“Bebeğimin kulağındaki leke neden kayboldu?”
Doktor fotoğrafa baktı.
Sonra bebeğin kulağını dikkatlice inceledi.
Yüzündeki şaşkınlık dikkatimi çekti.
“Bir dakika,” dedi.
Kısa süre sonra başka bir doktor odaya geldi.
Bebeği yeniden muayene ettiler.
Sonunda doktor bana bir açıklama yaptı.
Doğum lekesi gerçekten vardı.
Ancak doğumdan sonraki gün bebeğin kulağının arkasına küçük bir koruyucu bant yapıştırılmıştı. Bebeğin başındaki hafif şişlik nedeniyle leke bir süre görünmez hâle gelmişti.
Ama bu açıklama beni tamamen rahatlatmadı.
Çünkü oğlumun anlattığı şey hâlâ ortadaydı.
Hastane güvenlik kayıtları incelendi.
Sonunda görüntüler bulundu.
Oğlumun gördüğü iki kadın gerçekten de odaya girmişti.
Biri hemşireydi.
Diğeri ise başka bir bebeğin annesiydi.
O gün iki kız bebeğin yatakları kısa süreliğine aynı bölümde yan yana getirilmişti. Kimlik kontrolü sırasında hemşirelerden biri diğer bebeğin dosyasını yanlışlıkla bizim bebeğimizin dosyasının yanına koymuştu.
Oğlum ise birkaç dakika boyunca kapının ardından gördüğü görüntüyü bambaşka yorumlamıştı.
Gerçekte hiçbir bebek kaçırılmamış ya da değiştirilmemişti.
Ama bir detay daha vardı.
Hastane yönetimi, yaşanan karışıklığın kendi prosedürlerindeki ciddi bir hata olduğunu kabul etti.
Bize resmi bir özür sundular.
Oğlumun gördüğü şey tamamen yanlış değildi.
Gerçekten de bebeğimiz başka bir yatağa alınmış, başka bir bebek de aynı anda yanına getirilmişti.
Sadece onun düşündüğü gibi gizli bir değiştirme işlemi değildi.
Hastaneden çıkarken oğlumun elini tuttum.
“Biliyor musun,” dedim, “sen kardeşini korumak isterken hepimizi çok korkuttun.”
Bana baktı.
“Ben kötü bir şey olsun istemedim.”
Gülümsedim ve onu kendime çektim.
“Biliyorum.”
Sonra bebek arabasına baktı.
Kızımız uyuyordu.
Oğlum eğilip onun kulağının arkasına baktı.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra gülümsedi.
“Ay öpücüğü hâlâ burada.”
Bebeğin minicik elini tuttu.
“Merak etme. Ben hâlâ ağabeyinim.”
O an gözlerim doldu.
Çünkü birkaç gün önce evimize yanlış bebeğin geldiğine inanan oğlum, şimdi kardeşinin yanında yürüyordu.
Yaşadığımız korku bize büyük bir ders vermişti.
Bazen çocukların gördüğü şeyler gerçeği tam olarak yansıtmayabilir.
Ama onların korkularını küçümsememek gerekir.
Çünkü bir çocuğun dünyasında küçük görünen bir ayrıntı, yetişkinlerin gözden kaçırdığı önemli bir işarete dönüşebilir.
Oğlum o gece yanılmıştı.
Ama onun sayesinde hastanenin yaptığı ciddi bir hatayı fark etmiş ve bir daha başka ailelerin aynı korkuyu yaşamasının önüne geçilmesini sağlamıştık.
Eve döndüğümüzde oğlum oyuncak tavşanı Pofuduk’u beşiğin yanına koydu.
Sonra kardeşine bakıp fısıldadı:
“Artık seni kimse karıştırmayacak.”
Ben de kapının yanında durup ikisini izledim.
Ve ilk kez, o gece duyduğum “Bu benim kardeşim değil” sözünün aslında bir korkudan çok, küçük bir çocuğun sevdiği kişiyi koruma çabası olduğunu anladım.
