6 YAŞINDAKİ OĞLUM BENİ MERDİVENLERDEN İTTİ! ANCAK GÖZLERİM AÇILDIĞINDA ÖĞRENDİĞİM GERÇEK HAYATIMI ALTÜST ETTİ!
6 YAŞINDAKİ OĞLUM BENİ MERDİVENLERDEN İTTİ! ANCAK GÖZLERİM AÇILDIĞINDA ÖĞRENDİĞİM GERÇEK HAYATIMI ALTÜST ETTİ!
“Ben gerçekten altı yıl önce bir çocuk dünyaya getirdim mi?”
Babam Vedat’a bu soruyu sorduğumda telefonun diğer ucunda derin bir sessizlik oluştu. Yedi yıldır kördüm. Birkaç saat önce oğlum sandığım Doruk tarafından merdivenlerden itilmiş, başımı yere çarptığımda mucizevi bir şekilde yeniden görmeye başlamıştım. Ancak gördüklerim, karanlıkta geçirdiğim bütün yıllardan çok daha korkunçtu.
Kocam Erdem, bana ailemin öldüğünü söylemişti. Oysa babam hayattaydı ve yedi yıldır beni arıyordu. Üstelik oğlum sandığım çocuğun gerçek annesinin, yıllardır bizimle yaşayan Jülide olabileceğinden şüpheleniyordum.
Babam sonunda konuştu.
“Serra, kaybolduğunda hamile değildin. Ama sana söylemem gereken başka bir şey var. Kaybolmadan üç gün önce beni arayıp evlenmek üzere olduğun adam hakkında korkunç bir şey öğrendiğini söylemiştin.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Neymiş o?”
“Bilmiyorum kızım. Telefonda anlatmak istemedin. Ertesi gün buluşacaktık ama gelmedin.”
Tam o sırada koridordan ayak sesleri duyuldu.
“Baba, kapatmam gerekiyor!”
Telefonu yastığımın altına saklayıp yatağa uzandım. Kapı açıldığında Erdem içeri girdi.
“Nasıl hissediyorsun?”
Başımı çarptığım için hâlâ sersemlemiş gibi davranıyordum. Görme yetimin geri geldiğini öğrenmesini istemiyordum.
“Başım ağrıyor.”
Yatağın kenarına oturdu.
“Doktor çağırmamı ister misin?”
“Hayır, biraz dinlenirsem geçer.”
Elimi tuttuğunda midem bulandı. Yedi yıldır hayatımı emanet ettiğim adamın gerçekte kim olduğunu bilmiyordum.
Erdem odadan çıkar çıkmaz harekete geçtim.
Büyütmek için dokununDoruk’un odasına gidip yastığında bulduğum iki saç telini küçük bir poşete koydum. Ardından kendi örneğimle birlikte bir laboratuvara göndermek üzere babamla anlaştım. Sonucun doğrulanması için daha sonra usulüne uygun yeni örnekler verilmesi gerekecekti.
Ancak beni asıl şaşırtan şey Doruk’un odasındaki çekmecede bulduğum fotoğraftı.
Fotoğrafta Erdem ile Jülide birbirlerine sarılmıştı. Jülide hamileydi!
Arkasında altı yıl öncesine ait bir tarih bulunuyordu.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Tam o sırada kapı açıldı.
Karşımda Jülide duruyordu.
“Serra! Burada ne yapıyorsun?”
Fotoğrafı hemen arkamda sakladım.
“Doruk’a iyi geceler demek istedim.”
Jülide birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra elini gözlerimin önünde salladı.
Hareketsiz kaldım.
Görmediğime inanınca rahatladı.
“Bir daha izinsiz odasına girme!”
O gece gözümü bile kırpmadım.
Ertesi sabah babam aradı. Erdem’in geçmişini araştırması için özel bir araştırmacıyla görüştüğünü, ayrıca eski şirket kayıtlarımızı avukatlara incelettiğini söyledi.
Ancak öğleden sonra gelen ikinci telefon her şeyi değiştirdi.
“Kızım, senin adına yedi yıl önce düzenlenmiş bir vekâletname bulduk. Erdem bu belgeyi kullanarak şirketteki hisselerinin büyük bölümünü devretmiş.”
“Nasıl yani?”
“Daha kötüsü var. Belgedeki imzanın sana ait olduğundan şüpheleniyoruz.”
Telefonu kapattığımda artık bekleyemezdim.
Erdem’in çalışma odasına girdim. Masasının çekmecesi kilitliydi. Yıllardır anahtarını nereye koyduğunu sesinden bildiğim için kolayca buldum.
Çekmecenin içinde banka evrakları, eski hastane raporları ve benim adıma düzenlenmiş belgeler vardı.
Fakat en altta bulduğum dosyayı açtığımda nefesim kesildi.
Dosyanın üzerinde benim adım yazıyordu.
İçindeki ilk belge, yedi yıl önceki kazama ait hastane raporuydu. Raporda bilincimi kaybettiğim, görme kaybı yaşadığım ve uzun süreli hafıza sorunlarıyla karşı karşıya kaldığım belirtiliyordu.
Büyütmek için dokununAncak rapora iliştirilmiş başka bir belge vardı.
Bir doktorun imzasını taşıyan bu notta, aile üyelerime ulaşılmasının önerildiği yazıyordu.
Erdem ise doktorlara ailemin bulunmadığını söylemişti!
Tam belgelerin fotoğraflarını çekerken arkamdan bir ses duydum.
“Demek artık görebiliyorsun!”
Yavaşça döndüm.
Kapıda Jülide duruyordu.
Elindeki telefonla beni kaydediyordu.
“Ne zamandır biliyorsun?” diye sordu.
Cevap vermedim.
Jülide gülümsedi.
“Erdem’e söylememi istemiyorsan o dosyayı yerine koy!”
Tam o sırada çalışma odasının kapısı yeniden açıldı.
Erdem içeri girdi.
İkimizi karşısında görünce duraksadı.
“Neler oluyor?”
Jülide ona dönerek bağırdı.
“Serra her şeyi öğrenmiş! Artık görebiliyor!”
Erdem’in yüzündeki ifadeyi hayatım boyunca unutamayacağım.
Önce şaşırdı. Ardından gözleri öfkeyle doldu.
“Bütün bu zaman boyunca bizi kandırdın mı?”
Elimdeki dosyayı kaldırdım.
“Hayır Erdem! Yedi yıldır beni kandıran sensin!”
Üzerime doğru yürüdü.
“Dosyayı bana ver!”
Geri çekildim.
Tam kolumdan tutacağı sırada dışarıdan polis sirenleri duyuldu.
Çünkü çalışma odasına girmeden önce babamı aramış ve bütün belgeleri kendisine göndermiştim. Tehlikede olduğumu söylediğimde hemen polise haber vermişti.
Erdem pencereye koştuğunda bahçe kapısında iki polis aracı duruyordu.
Birkaç saniye sonra kapı çaldı.
Erdem hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştı. Ancak polis memurlarını görünce yüzündeki gülümseme kayboldu.
Babam da onlarla birlikte gelmişti.
Yedi yıl sonra babamı ilk kez gördüğümde koşarak boynuna sarıldım.
İkimiz de ağlıyorduk.
Ancak kavuşmamızın ardından öğrendiklerim çok daha sarsıcıydı.
Büyütmek için dokununBabamın avukatları, Erdem’in şirketimizden milyonlarca lira aktardığına ilişkin banka kayıtlarına ulaşmıştı. Eski vekâletnamenin imzası da incelemeye alınmıştı.
Daha sonra yapılan araştırmalar, Erdem’in benimle evlenmeden önce şirketimizde çalıştığını ve ailemizin parasına ulaşmak için sahte belgeler hazırladığını ortaya çıkardı.
En korkuncu ise kazamdı.
Kaybolduğum gece Erdem’in kullandığı otomobilde bulunmuştum. Erdem, doktorlara trafik kazası geçirdiğimizi söylemişti.
Ancak babamın araştırmacısı eski bir güvenlik kamerası kaydına ulaşmıştı. Görüntülerde Erdem’in beni baygın hâlde arabaya taşıdığı görülüyordu.
Asıl kazanın ne zaman ve nasıl gerçekleştiği yeniden soruşturulmaya başlandı.
Jülide ise sorgusunda sonunda her şeyi itiraf etti.
Doruk onun öz oğluydu.
Üstelik babası Erdem’di!
Erdem, ağabeyinin ölümünden sonra Jülide’yle gizli bir ilişki yaşamıştı. Beni ailemden uzaklaştırdıktan sonra aynı evde yaşamaya devam etmişlerdi.
Doruk doğduğunda ise bana kendi çocuğum olduğunu söylemişlerdi.
Çünkü hamile olduğuma ilişkin sahte bir hikâyeye inanmamı sağlamışlardı. Hafızamı kaybettiğim ve göremediğim için geçmişte yaşadıklarımı sorgulamakta zorlanmıştım.
Bütün bunları öğrenince gözyaşlarıma hâkim olamadım.
Ancak Doruk’un yıllardır bana neden bu kadar kötü davrandığını hâlâ anlamıyordum.
Jülide başını eğerek cevap verdi.
“Ona gerçek annesinin ben olduğumu söyledim. Senin bizi ayırmak istediğine inandırdım.”
İçim parçalandı.
Altı yaşındaki bir çocuğa, yıllardır annesi olarak bildiği kadından nefret etmesi öğretilmişti.
O anda Doruk’a duyduğum öfkenin yerini büyük bir üzüntü aldı.
Çünkü o da benim gibi büyük bir yalanın içinde büyümüştü.
Soruşturmanın ardından Erdem hakkında dolandırıcılık, belgede sahtecilik ve diğer şüpheli eylemleri nedeniyle dava açıldı. Kazamla ilgili araştırmalar da devam etti.
Büyütmek için dokununBen ise babamın yanına taşındım.
Aylar süren tedavinin ardından gözlerim yeni durumuna alıştı. Kaybettiğim yılları geri getiremeyeceğimi biliyordum. Ancak bundan sonraki hayatımı kendim belirleyebilirdim.
Bir gün Jülide’nin ailesinden telefon geldi.
Doruk benimle görüşmek istiyordu.
Başlangıçta tereddüt ettim. Merdivenlerden düştüğüm gün yaşadıklarımı unutamamıştım.
Ancak sonunda onu görmeye karar verdim.
Bir parkta buluştuk.
Doruk beni görünce başını eğdi.
“Serra teyze, seni ittiğim için özür dilerim.”
Yanına oturdum.
“Neden yaptın Doruk?”
Gözleri doldu.
“Annem, senin bizi birbirimizden ayıracağını söyledi. Korktum.”
Küçük ellerini tuttum.
“Ben seni hiçbir zaman annenden ayırmak istemedim. Seni kendi çocuğum sanıyordum.”
Doruk ağlamaya başladı.
Ona sarıldığımda yıllardır içimde taşıdığım bütün kırgınlıkların bir kısmı hafifledi.
Ancak hayatımın geri kalanını geçmişin gölgesinde yaşamamaya kararlıydım.
Babamla birlikte aile şirketimizin yeniden yapılanmasına başladık. Kendime küçük bir ev aldım. Yıllardır göremediğim denizi izlemek için uzun yürüyüşlere çıktım.
Bir sabah güneşin doğuşunu seyrederken babam yanıma geldi.
“Keşke seni daha önce bulabilseydim kızım.”
Başımı omzuna yasladım.
“Baba, beni yeniden buldun. Önemli olan bu.”
Gözlerimi ufka çevirdim.
Yedi yıl boyunca karanlıkta yaşamıştım. Ancak artık gerçek karanlığın gözlerimin görmemesi olmadığını biliyordum.
Bana sevgi gösterdiğini söyleyen insanların yalanları, gözlerimi kaybetmekten çok daha büyük yaralar açmıştı.
O gün anladım ki insan bazen gözleri açıkken bile hayatının en büyük gerçeklerini göremeyebilir. Benim gerçek mucizem yeniden görmeye başlamam değil, yıllardır benden çalınan hayatımı geri almak ve karanlığın ardından kendi ışığımı bulmaktı.
Bir Yorum Yazın