75 YAŞIMDA ÇOCUKLARIM BENİ HUZUREVİNE BIRAKTI AMA ONLARA MİRAS BIRAKACAĞIMI DÜŞÜNÜRLERKEN HAYATLARININ ŞOKUNU YAŞADILAR
75 YAŞIMDA ÇOCUKLARIM BENİ HUZUREVİNE BIRAKTI AMA ONLARA MİRAS BIRAKACAĞIMI DÜŞÜNÜRLERKEN HAYATLARININ ŞOKUNU YAŞADILAR
Yetmiş beş yaşımda, kendi ellerimle büyüttüğüm üç çocuğum beni bir huzurevinin kapısına bırakıp gittiler. Oğlum valizimi yere koyarken, “Anne, burada sana çok iyi bakacaklar. Artık bizim de kendi hayatımız var,” dedi.
Kızım ise boynuma bile sarılmadan arabaya bindi.
Ama beni asıl yaralayan, küçük oğlumun arabaya binerken ağabeyine fısıldadığı sözlerdi:
“Evin tapusu hâlâ annemin üzerine. Biraz zaman geçsin, imzayı attırırız. Zaten daha ne kadar yaşayacak?”
Duymadığımı sandılar.
Oysa her kelimeyi duymuştum.
Araba uzaklaşırken gözlerimden tek damla yaş akmadı. Çantamın içindeki küçük kırmızı dosyaya dokundum ve kendi kendime fısıldadım:
“Demek sonunda gerçek yüzünüzü gösterdiniz. Ama bilmediğiniz çok önemli bir şey var çocuklarım.”
Üç hafta sonra avukatım onları eski evimizin salonunda topladığında, masanın üzerine koyduğu belgeleri görünce üçünün de yüzü bembeyaz kesilecekti.
Çünkü hayatları boyunca benim hiçbir şeyden haberim olmadığını sanmışlardı.
Oysa ben her şeyi biliyordum.
Benim adım Neriman. Yetmiş beş yaşındayım. Kırk sekiz yıl boyunca aynı adamla evli kaldım. Eşim Hasan, beş yıl önce kalp krizinden vefat ettiğinde dünyam başıma yıkılmıştı.
Hasan’la birlikte sıfırdan bir hayat kurmuştuk. İlk evlendiğimizde kiramızı bile zor ödüyorduk. O marangozluk yapar, ben evlerde dikiş dikerdim.
Yıllar içinde küçük bir marangoz atölyesi açtık. Ardından bir ev, iki dükkân ve biraz birikim sahibi olduk.
Ama en büyük servetimiz üç çocuğumuzdu. En azından ben öyle sanıyordum.
Bir Yorum Yazın