78 YAŞINDAKİ ANNEM KENDİ EVİNDE KORKU İÇİNDE YAŞIYORDU.
“Çünkü o imza anneme ait değildi. Tayfun’a da ait değildi.”
Belgeyi biraz daha yaklaştırdım.
Sayfanın üst kısmında annemin evinin açık adresi yazıyordu. Altında ise taşınmaz devriyle ilgili resmi bir başlık vardı. İlk bakışta sıradan bir vekâletnameye benziyordu ama yıllardır hukuk alanında çalıştığım için birkaç saniye içinde bazı şeylerin ters olduğunu fark etmiştim.
Belgedeki tarih yalnızca üç hafta öncesine aitti.
Annemin adı doğru yazılmıştı.
Kimlik bilgileri doğruydu.
Evin tapu bilgileri bile eksiksizdi.
Ama sayfanın altındaki imza…
O imza annemin değildi.
Bunu biliyordum çünkü çocukluğumdan beri annemin imzasını yüzlerce kez görmüştüm. Banka evraklarında, okul izin kâğıtlarında, doğum günü kartlarında…
Annem “N” harfini her zaman yukarı doğru kıvırırdı.
Bu imzada ise düz bir çizgi vardı.
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Bunu sen imzalamadın.”
Annemin dudakları titredi.
“Hayır.”
“Peki kim imzaladı?”
Gözlerini kapıya çevirdi.
Aşağıdan tabak sesleri geliyordu.
Tayfun’un neşeli sesi duyuldu.
“Sezin! Pasta eriyor, hadi ama!”
Annem irkildi.
Parmağımı dudaklarıma götürdüm.
“Tamam,” dedim sessizce. “Yavaşça anlat.”
Annem yatağın kenarına oturdu.
Bir süre konuşamadı.
Sonunda paltosunun düğmelerinden birini açtı.
Sonra diğerini.
Ben hiçbir şey söylemeden bekledim.
Paltonun iki yakasını araladığında boğazım düğümlendi.
Kollarında farklı zamanlarda oluşmuş morluklar vardı.
Bazıları sararmaya başlamıştı.
Bazıları daha yeniydi.
Ama beni asıl korkutan şey, sol bileğinde parmak izlerini andıran koyu lekelerdi.
“Bunlar nasıl oldu?”
Annem ağlamadı.
Belki de artık ağlayacak gücü kalmamıştı.
“Sermin yaptı demiyorum,” dedi hemen. “Tayfun yaptı da
Bir Yorum Yazın