Kız yaşlı bir adamla evlendi, korktuğu için erken yattı ve sabah uyandığında…

Elena gözyaşları içinde yatak odasından fırladığında, Bay Hugo'yu evin arka bahçesindeki küçük verandada buldu. Üzerinde kalın, yün bir hırka vardı; elindeki eski püskü sulama kabıyla saksıdaki sardunyaları suluyordu. Sabah güneşinin solgun ışığı, yüzündeki derin çizgileri daha da belirginleştirmişti. Elena'nın koşarak geldiğini duyunca yavaşça arkasını döndü. Genç kız hiçbir şey söyleyemeden, elindeki mektubu göğsüne bastırarak yaşlı adamın boynuna sarıldı. Bay Hugo bir an sendeledi ama sonra o zayıf kollarıyla Elena'yı nazikçe sardı. Çatallı, huzur veren sesiyle, "Geçti kızım," diye fısıldadı saçlarını okşarken, "Artık o soğuk fabrikalarda çürümek yok. Artık sadece yaşamak var."

O günden sonra evin içindeki o kasvetli ve gergin hava tamamen dağıldı. Elena için hayat, yıllardır süren karanlık bir tünelin sonundaki ışığa ulaşmak gibiydi. İlk iş olarak, Bay Hugo'nun ısrarıyla o bitmek bilmeyen vardiyaların olduğu fabrikadan istifa etti. Garajda duran o parlak mavi scooter'a ilk bindiğinde rüzgarın yüzüne çarpması, ona kaybettiği çocukluğunu ve gençliğini geri vermişti sanki. Her sabah o scooter ile hastaneye gidiyor, büyükannesinin en iyi doktorlar tarafından tedavi edilişini mutlulukla izliyordu. Akşamüstleri ise elleri kolları taze meyveler, fırından yeni çıkmış ekmekler ve Bay Hugo'nun çok sevdiği portakallı kurabiyelerle eve dönüyordu. Devamı Diğer Sayfada..

FOTO GALERİLER