MİLYONER YOLCULUĞA ÇIKIYOR VE BİR KIZ ÇOCUĞU ONU UYARIYOR
Hayatının en önemli iş anlaşmasını bağlamak üzere Houston’a gidecek özel uçağına binmek üzere olduğu gün, 9 yaşlarında, üstü başı kir içinde, çıplak ayaklı ve orijinal rengi bile kalmamış bir okul hırkalı kız çocuğu, evinin büyük demir kapısının önünde karşısına dikildi ve kanını donduran o cümleyi fısıldadı. Eğer bugün ölürsen, sana ait olan her şey senden en çok nefret eden kişiye kalacak.
30 yaşındaki iş insanı, 4 ülkede faaliyet gösteren bir finansal yazılım zincirinin sahibi olan Sebastian Arce, tüm dünyanın ayaklarının altından kaydını hissetti. Elinde deri bir valiz vardı, telefonu Teksaslı yatırımcılardan gelen mesajlarla titriyordu ve şoförü lüks cipin kapısını açmış onu bekliyordu. Yine de bakabildiği tek şey o küçük kızın gözleri oldu. Bir çocuk gözü gibi değildi onlar. İnsanların iyiliğine inanmayı bırakacak kadar çok şey görmüş birinin yaşlı, sert gözleriydi.
İstanbul’da sabah tertemiz uyanmıştı, fırtınalı bir gecenin ardından geriye kalan o yoğun, derin mavi gökyüzüyle. Sebastian’ın Bebek sırtlarındaki malikanesi ıslak çim ve begonvil kokuyordu. Hayatındaki her şey yolunda görünüyordu: Devasa bir ev, kendisine milyonlardan bahseden ortaklar, fotoğraflarda mükemmel gülümseyen zarif bir eş ve en alttan, içindeki öfkeyi yutkunmadan asla anlatamadığı terk edilmiş çocukluğundan itibaren tırnaklarıyla kazıyarak inşa ettiği bir itibar. 8 yaşında yapayalnız kalmıştı. Anne ve babası bir şehirler arası yol kazasında ölmüş, ona bakacağına söz veren aile ise mobilyaları paylaşmakla yetinip çocuğu unutuvermişti. Sebastian yatılı okullarda, burslarla, az paralı işlerle ve bir daha asla kimseye muhtaç olmama konusundaki vahşi bir açlıkla büyümüş Devamı Diğer Sayfada..