Milyoner, İstanbul’daki yalısına planlanandan erken döndüğünde…
Milyoner, İstanbul’daki yalısına planlanandan erken döndüğünde… gördüğü şey karşısında gözyaşlarını tutamadı.
İşten kovulan Elif, 12 çalışan ve iki tekerlekli sandalyeye mahkûm genç oğlanın gözyaşları arasında evden çıkarılırken, sanki onlardan hayata tutunan tek kişi koparılıyordu.
Suçlama, Boğaz’a nazır Nişantaşı’ndaki dev yalıda, cumartesi sabahı patlamıştı. İnşaat devi Murat Demir, Ankara’dan erken döndüğünde kız kardeşi Selin’i, vefat eden eşinin kolyesini elinde tutarken yakaladı.
O kolye, Elif Kaya’nın odasında, yatağın altından çıkmıştı.
— Benim değil efendim Murat Bey… Yemin ederim, annemin canı üzerine.
Elif’in sesi titriyordu ama bakışlarını kaçırmıyordu. 25 yaşındaydı. Sade bir hizmetli üniforması, içine sığmayan bir gurur ve gözlerinde birikmiş gözyaşları vardı.
Arkasında Emir ve Arda, tekerlekli sandalyeleriyle öne doğru atılıyorlardı.
— Baba, o hırsız değil!
— Yalan söylüyorsunuz! Teyze Selin onu başından beri istemiyordu!
Selin soğuk bir kahkaha attı.
— Tabii ki savunacaklar. Onları büyüledi. Kendini bu aileye sokmaya çalışıyor.
Murat’ın göğsü sıkıştı. On dört ay önce, çocuklarının geçirdiği kazadan sonra ev artık bir ev değil, sessiz bir hastaneye dönüşmüştü. Emir ve Arda artık yürüyemiyordu. Murat onlara pahalı tedaviler almış ama gözlerinin içine bakmaya bile cesaret edememişti.
O kazanın telefonunu sabaha karşı o almıştı.
Ve Arda’nın son çığlığı hâlâ kulağındaydı:
— Bunu bize sen yaptın!
O günden sonra Murat sadece çalışmış, baba olmayı başkalarına bırakmıştı.
Ta ki Elif gelene kadar.
Üç ay önce, eski bir çantayla, birkaç referans kâğıdıyla ve neredeyse hiç parası olmadan gelmişti yalıya. Baş hizmetli Hatice onu uyarmıştı: Devamı Sonraki Sayfada..