Benden 30 yaş büyük, varlıklı bir dul adamla evlendim ve kızı bana para avcısı dedi; vasiyet okunduğunda avukatı bana bir kutu verdi ve “Tam olarak hak ettiğin şeyi aldığından emin oldu” dedi.

Benden 30 yaş büyük, varlıklı bir dul adamla evlendim ve kızı bana para avcısı dedi; vasiyet okunduğunda avukatı bana bir kutu verdi ve "Tam olarak hak ettiğin şeyi aldığından emin oldu" dedi.

Benden 30 yaş büyük, malikanesi, başarılı bir şirketi ve hayal edebileceğimden çok daha fazla parası olan varlıklı bir dul adamla evlendiğimde, insanların yargılamayı sevdiği türden bir hikâye gibi görünüyordu.

Ama görmedikleri şey, onunla tanışmadan önce olduğum kadındı.

Otuz iki yaşında, garson olarak çift vardiya çalışıyor, her gece yıpranmış bir yatak örtüsünün üzerinde bahşiş paralarını sayıyor ve kira, elektrik ve market alışverişi için yeterli paranın olmasını umuyordum.

Market alışverişi yığını her zaman en küçüğüydü.

Lüks hayalleri kurmuyordum.

Sadece hayatta kalmaktan bıkmıştım.

Sonra bir gece, bir yardım yemeği sırasında her şey değişti...

Avukatın bana uzattığı tahta kutunun kapağını titreyen ellerimle açtım.

İçinde ne mücevher vardı ne de para.

Sadece eski bir anahtar ve katlanmış bir mektup duruyordu.

Melek kahkaha attı.

"Hepsi bu mu? Babam gerçekten komikmiş."

Diğer kardeşleri de hayal kırıklığını gizleyemedi.

Ama avukat sessizce bana baktı.

"Mektubu yüksek sesle okuyun," dedi.

Zarfı açtım. Kâğıdın üzerinde Rıza Bey'in tanıdık el yazısı vardı.

"Sevgili Elif,

Eğer bu satırları okuyorsan, artık yanında değilim. Öncelikle bilmeni isterim ki hayatımın son yıllarındaki huzurun sebebi sendin. İnsanlar seni neden seçtiğimi hiç anlamadı. Çünkü onlar servetimi gördüler. Ben ise kalbini gördüm.

Kutudaki anahtar, şehir merkezindeki eski binama ait. Oraya gitmeden bu mektubun geri kalanını okuma."

Odadaki herkes şaşkınlıkla birbirine baktı.

Melek gözlerini devirdi.

"Harika. Gizem oyunu oynuyoruz."

Avukat ayağa kalktı.

"Talimatlar çok net. Hepiniz gitmek zorundasınız."

Bir saat sonra kendimizi yıllardır kullanılmayan eski bir binanın önünde bulduk.

Burası Rıza Bey'in gençliğinde kurduğu ilk şirketin merkeziydi.

Anahtarı kapıya sokup çevirdim.

Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı.

İçerisi tozlu ama düzenliydi.

Sanki biri yıllardır her şeyi korumuştu.

Masanın üzerinde ikinci bir zarf duruyordu.

Bu kez avukat mektubu aldı ve okumaya başladı.

"Çocuklarım,

Bu mektubu dinliyorsanız, muhtemelen Elif'in bir şekilde sizi kandırdığını düşünüyorsunuz. Ama yanılıyorsunuz.

Son üç yıl boyunca sizlerden ayrı ayrı yardım istedim.

Birinizden hastane ziyaretleri istedim.

Birinizden yaşlı çalışanlarımla ilgilenmenizi istedim.

Birinizden hayır vakfımızı yönetmenizi istedim.

Hiçbiriniz vakit bulamadınız."

Odada sessizlik oluştu.

Melek'in yüzündeki alaycı ifade yavaşça kayboldu.

Avukat devam etti:

"Aynı dönemde Elif'ten hiçbir şey istemedim. Buna rağmen her gün yanımdaydı. Hastalık günlerimde yanımda oturdu. Gece yarısı ilaçlarımı verdi. Beni yalnız bırakmadı."

Boğazım düğümlendi.

Avukat son sayfaya geçti.

"Bu yüzden servetimin büyük kısmı çocuklarıma bırakılmıştır. Çünkü onlar benim çocuklarım.

Ancak en değerli mirasımı Elif'e bırakıyorum."

Melek yeniden doğruldu.

"İşte geliyor," dedi.

"Ev mi? Şirket mi?"

Avukat başını salladı.

"Hayır."

Sonra masanın üzerindeki dosyayı açtı.

"Şehir merkezindeki bu bina, içindeki tüm ekipmanlarla birlikte Elif'e bırakılmıştır."

Şaşkınlıkla etrafa baktım.

Eski bir bina için mi bunca hazırlık?

Avukat gülümsedi.

"Devamını okuyorum."

"Elif,

Bir zamanlar burada sıfırdan başladım. Kimse bana inanmadı. Ama çalıştım ve başardım. Sen de hayatın boyunca aynı şeyi yaptın.

Bu bina artık tamamen yenilenmiştir. İçinde kadınlara meslek eğitimi verecek bir merkez kurulması için gerekli bütçeyi ayırdım grsele ilerleyn devamı sonraki sayfda.....

FOTO GALERİLER