Bahar’ın sesi salonda yankılandığında ilk başta kimse ne duyduğunu tam olarak anlayamadı. Televizyonun uğultusu ve mutfakta hareket eden tabakların sesi arasında kelimeler birbirine karışıyordu. Arda ise başını öne eğmiş, ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemişti. Ben onun yüzüne baktığımda, bu kaydı mahkemeye getirmek için ne kadar cesaret topladığını anladım. On iki yaşındaki bir çocuk için annesinin sesini böyle bir salonda dinletmek kolay değildi.

Kayıt birkaç saniye daha ilerledi. Ardından Bahar’ın sesi daha net duyuldu. “Bunu kimseye anlatmayacaksın, Arda. Özellikle de babaanneye. Anladın mı?” dedi. Salonda bir hareketlilik oldu. Bahar’ın avukatı hemen ayağa kalkarak kaydın durdurulmasını istedi ancak hâkim elini kaldırıp onu susturdu. “Devam etsin,” dedi. “Çocuğun kendisi bu kaydı sunmak istedi.”

Arda gözlerini kapattı. Kayıt devam etti.

Bu kez Bahar’ın sesi daha sertti. “Babanın bıraktığı parayla ilgili hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranacaksın. Eğer bunu anlatırsan herkesin hayatı daha da zorlaşır. Ben senin annenim ve neyin doğru olduğunu senden daha iyi bilirim.”

Kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu. Kerem’in ölümünden sonra onun bazı hesapları ve sigorta ödemeleri hakkında konuşulduğunu biliyordum ama hiçbir zaman ayrıntılarıyla ilgilenmemiştim. Oğlumun geride bıraktığı her şeyi zaten Arda’nın geleceği için güvence altına almak istediğini düşünmüştüm. Fakat şimdi Bahar’ın sesinde başka bir şey vardı. Sanki benden sakladığı çok daha büyük bir mesele vardı.

Hâkim kaydı durdurdu ve Bahar’a baktı. “Bu konuşmayı yaptınız mı?” diye sordu.

Bahar’ın yüzündeki o kusursuz ifade ilk kez bozuldu. Dudaklarını araladı ama cevap veremedi. Sonunda, “Bağlamından koparılmış,” diyebildi. “Ben sadece oğlumu korumaya çalışıyordum.”

Arda o anda başını kaldırdı. “Hayır,” dedi. Sesi titriyordu ama bu kez geri adım atmadı. “Bana babamın öldüğü gece söylediğiniz şeyleri de kaydetmedim. Çünkü telefonum yanımda değildi. Ama hatırlıyorum. Babamın ölmeden önce size bir şey söylediğini biliyorum. Siz de bana onun istediği şeyin farklı olduğunu söylediniz.”

Hâkim çocuğun sözlerini dikkatle dinledi. “Baban sana ne söyledi?”

Arda gözlerini bana çevirdi. O bakışta hem korku hem de yıllardır taşıdığı bir sırrı sonunda bırakmanın verdiği yorgunluk vardı. “Babam bana, eğer bir gün annemle ilgili bir şeyden korkarsam babaanneme gitmemi söyledi,” dedi. “Ölmeden birkaç gün önce söyledi bunu. Ben nedenini sorduğumda sadece ‘Büyüyünce anlarsın’ dedi.”

Boğazım düğümlendi. Kerem’in son günlerini düşündüm. Hastanede yatağında yatarken Arda’nın elini uzun süre bırakmadığı anı hatırladım. O zaman bunu sıradan bir baba-oğul vedası sanmıştım.

Hâkim dosyadaki belgelere baktı. Avukatıma bazı sorular sordu. Ardından okul kayıtlarını, danışman raporunu ve son aylarda yaşanan aksaklıkları yeniden inceletti. Arda’nın öğretmeni de mahkemeye gönderdiği yazılı ifadede çocuğun son aylarda belirgin biçimde içine kapandığını, sık sık yorgun göründüğünü ve evde yaşadığı sorunlar hakkında konuşmak istemediğini belirtmişti.

Bahar ise sürekli olarak bunun yas sürecinden kaynaklandığını savunuyordu. Fakat kayıt artık mahkemenin önündeydi ve kayıt yalnızca para konusunu değil, Arda’nın annesinden neden korktuğunu da ortaya koyuyordu.

Hâkim son olarak Arda’ya döndü. “Oğlum, anneni seviyor musun?” diye sordu.

Arda’nın gözleri doldu. “Evet,” dedi. “O benim annem. Onu sevmemem gerektiğini söylemiyorum. Sadece onun yanında kendimi güvende hissetmediğimi söylüyorum.”

Bu cümle salonda uzun süre yankılanır gibi oldu.

Arda devam etti. “Ben annemin cezalandırılmasını istemiyorum. Sadece babamın bana söylediği şeyi yapmak istiyorum. Kendimi korkmuş hissettiğimde babaanneme gitmek.”

O an başımı eğdim. Gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü Arda’nın benimle yaşamak istemesinin aslında Bahar’a karşı kazanılmış bir savaş olmadığını anlamıştım. Bu, annesini kaybetmek isteyen bir çocuğun değil, kendisini kaybetmekten korkan bir çocuğun yardım çığlığıydı.

Duruşmanın sonunda hâkim, geçici velayetin bana verilmesine karar verdi. Kararın gerekçesinde Arda’nın kendi iradesini açıkça ifade ettiğini, okul ve danışman kayıtlarının da çocuğun mevcut ortamında ciddi sorunlar bulunduğunu gösterdiğini belirtti. Ayrıca Bahar hakkında sosyal hizmet incelemesi yapılmasına ve Kerem’in mali durumuyla ilgili kayıtların araştırılmasına hükmetti.

Bahar salondan çıkarken bir an durdu. Bana baktı. İlk kez yüzünde öfke değil, çaresizlik vardı. “Ben onu kaybetmek istemiyorum,” dedi.

Ona uzun süre cevap veremedim. Sonunda sadece, “O zaman onu kendinden korkar hale getirme,” diyebildim.

Arda yanıma geldiğinde elini tuttum. Mahkeme salonundan çıkarken bana sarıldı ve başını omzuma yasladı. “Gerçekten seninle kalabilir miyim?” diye sordu.

“Evet,” dedim. “Ama anneni hayatından çıkarmayacağız. Eğer bir gün onunla konuşmak, onu görmek ya da ona sarılmak istersen bunu da yapacağız. Ben seni annenle benim aramda seçim yapmak zorunda bırakmayacağım.”

Arda ilk kez hafifçe gülümsedi.

Aylar sonra hayatımız yavaş yavaş düzene girdi. Arda yeniden okul takımına katıldı. Ödevlerini yapıyor, arkadaşlarıyla dışarı çıkıyor, akşamları mutfakta benimle yemek hazırlıyordu. Bazen Kerem’den bahsediyor, bazen de hiç konuşmadan eski fotoğraflarına bakıyordu. Ben de onun yasını aceleyle bitirmesini beklemiyordum. Çünkü bazı kayıpların iyileşmesi, unutmakla değil, o insanı hayatımızın güzel bir parçası olarak taşımayı öğrenmekle mümkündü.

Bahar hakkında yürütülen inceleme sonucunda bazı mali işlemlerin gerçekten Kerem’in ölümünden sonra Arda’dan gizlendiği ortaya çıktı. Ancak en önemli sonuç para değildi. Bahar, uzun süre boyunca oğlunun mirasından ve bazı belgelerden Arda’yı habersiz bırakmıştı. Sosyal hizmet uzmanları da anne-oğul ilişkisinin yeniden kurulması için profesyonel destek alınmasını önerdi.

Bir yıl sonra Kerem’in mezarına birlikte gittik. Arda elinde küçük bir buket çiçek taşıyordu. Mezarlığın başında uzun süre sessiz kaldı. Sonra çiçekleri bıraktı ve “Babam bana babaanneme güvenmemi söylemişti,” dedi.

Elini tuttum.

“Baban seni korumak istemiş,” dedim.

Arda başını salladı. “Ama artık korkmuyorum.”

Bu söz benim için bütün mahkeme kararlarından daha değerliydi.

Eve döndüğümüzde Arda odasına geçti. Bir süre sonra elinde eski telefonu ile yanıma geldi. “Bunu artık saklamama gerek yok, değil mi?” diye sordu.

Telefona baktım. O kayıt, hayatımızı tamamen değiştirmişti. Ama artık onu bir tehdit ya da sır olarak görmüyordum.

“Hayır,” dedim. “Artık saklamana gerek yok.”

Arda telefonu masanın üzerine bıraktı ve bana sarıldı.

O gece Kerem’in eski bir fotoğrafını elime aldım. Fotoğrafta genç haliyle gülümsüyordu. Uzun süre yüzüne baktım ve ilk kez oğlumu kaybetmenin yalnızca büyük bir boşluk olmadığını düşündüm. Bazen geride bıraktığımız insanlar, sevgimizi başka bir kalpte yaşatmaya devam ediyordu.

Kerem artık yanımızda değildi.

Ama oğlu güvendeydi.

Ve ben sonunda, oğlumun ölümünden sonra kendime verdiğim en önemli sözü tutmuştum: Arda’nın çocukluğunu, korkuların değil, sevginin belirlemesine izin verecektim.