Huzurevinde Bir Yaşlı Kadının Oğlu Gibi Davrandım… Ama Ölmeden Önce Bana Bıraktığı Son İstek Hayatımı Değiştirdi

Ben geçimini zar zor sağlayan bir kurye şoförüydüm.

Kazandığım para ancak temel ihtiyaçlarıma yetiyordu. Üstelik annem de ciddi şekilde hastaydı. Her ay yeni ilaçlar, yeni tedavi masrafları ve ödenmesi gereken yeni faturalar çıkıyordu.

Hayat üzerime her geçen gün biraz daha yükleniyordu.

Tam o sırada hiç beklemediğim bir teklif aldım.

Orta yaşlı bir adam benimle görüşmek istedi.

Annesi bir huzurevinde kalıyordu ve ileri derecede bunama hastalığı vardı.

Kadının iyi olduğu günlerde sürekli aynı şeyi söylediğini anlattı:

“Oğlum beni hiç ziyarete gelmiyor.”

Bu durum adam için büyük bir sorun haline gelmişti.

Akrabalar soru sormaya başlamış, aile dostları konuşuyordu.

İnsanlar yaşlı kadının yalnız bırakıldığını fark ediyordu.

Bu yüzden bana inanılmaz bir teklif sundu.

Haftada yaklaşık 20 bin TL karşılığında huzurevine gidip annesini ziyaret edecek, onun öz oğluymuş gibi davranacaktım.

İlk duyduğumda reddetmeliydim.

Ama aklıma annemin ilaçları geldi.

Borçlar geldi.

Ödenmemiş faturalar geldi.

Ve sonunda kabul ettim.

İlk ziyaretimde huzurevine girdiğimde ne söyleyeceğimi bile bilmiyordum.

Kadının odasının kapısını açtım.

Beni görür görmez yüzü aydınlandı.

Gözlerinin içi gülmeye başladı.

“Elbet geleceğini biliyordum,” diye fısıldadı.

O an kendimi iyi hissedeceğimi sanmıştım.

Ama hissettiğim tek şey utançtı.

Çünkü o kadın gerçekten oğlunu gördüğüne inanıyordu.

Ve bu mutluluk tamamen sahteydi.

Günler geçtikçe ziyaretler devam etti.

Bazı günler bana oğlunun adıyla sesleniyordu.

Bazı günler ise hiç tanımadığım başka isimler kullanıyordu.

Hastalığı hafızasını yavaş yavaş elinden alıyordu.

Ama değişmeyen bir şey vardı.

Her ziyaretin sonunda elimi tutuyor ve aynı soruları soruyordu:

“Yeterince yemek yiyor musun?”

“İyi uyuyor musun?”

“Çok fazla çalışmıyor musun?”

Kimsenin bana uzun zamandır sormadığı sorulardı bunlar.

Zaman ilerledikçe işler değişmeye başladı.

Artık sadece para için gitmiyordum.

Bazen kendi isteğimle uğruyordum.

Çiçek götürüyordum.

En sevdiği çikolataları alıyordum.

Kimsenin beklemediği günlerde bile onu ziyaret ediyordum.

Ve her ayrılışımda elimi sımsıkı tutuyordu.

Gözleri doluyor, sessizce ağlıyordu.

Sanki yıllardır beklediği sevgiyi sonunda bulmuş gibiydi.

Bir gün bana uzun uzun baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

“Sen iyi bir adamsın,” dedi.

Bu sözler içime işledi.

İki gün sonra telefonum çaldı.

Arayan huzureviydi.

Yaşlı kadın uykusunda hayatını kaybetmişti.

Bir süre sessiz kaldım.

O an neden bu kadar üzüldüğümü anlayamadım.

Sonuçta onu gerçekten tanımıyordum.

Ya da öyle sanıyordum.

Cenazeden üç gün sonra huzurevi müdürü beni aradı.

Mümkünse uğramamı istedi.

Merak içinde gittim.

Müdür odasına girdiğimde masanın üzerinde mühürlü bir zarf duruyordu.

Kadın zarfı bana doğru itti.

İçimde tuhaf bir sıkıntı oluştu.

“Bu nedir?” diye sordum.

Müdür derin bir nefes aldı.

“Vefat etmeden önce senin için son bir istekte bulundu.”

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Titreyen ellerimle zarfı elime aldım.

Tam açacakken müdür yeniden konuştu.

Bu kez söyledikleri kanımı dondurdu.

“Bir şeyi bilmen gerekiyor,” dedi sakin bir sesle.

“Senin onun gerçek oğlu olmadığını biliyordu.”

Dünyam bir anda durdu.

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Ne dediniz?”

Müdür başını salladı.

“Evet... Her şeyi biliyordu.”

Elimdeki zarf ağırlaşmış gibiydi.

Yavaşça oturdum.

Titreyen parmaklarımla mührü açtım.

İçindeki kâğıdı çıkardım.

Ve ilk satırı okuduğum anda gözlerime inanamadım...

Elimdeki mektuba baktım.

Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, sanki odadaki herkes duyabilirdi.

Huzurevi müdürü sessizce karşımdaki sandalyeye oturdu.

“Okumalısın,” dedi yumuşak bir sesle.

Derin bir nefes aldım ve ilk satırı okumaya başladım.

“Sevgili evladım...

Bu mektubu okuyorsan artık burada değilim demektir. Öncelikle bilmeni isterim ki, senin benim gerçek oğlum olmadığını başından beri biliyordum.”

Gözlerim büyüdü.

Mektubu okumaya devam ettim.

“İlk geldiğin gün yürüyüş şeklin farklıydı. Sesin farklıydı. Bana anlattığın çocukluk anıları oğlumunkilerle uyuşmuyordu. Hafızam zaman zaman karışıyordu ama kalbim hiçbir zaman tamamen yanılmadı.”

Boğazım düğümlendi.

Müdüre baktım.

O da başını hafifçe salladı.

“Evet,” dedi.

“İlk haftadan sonra anlamıştı.”

Mektuba döndüm.

“Oğlum olduğunu biliyordum demeyeceğim. Ama olmadığını biliyordum. Buna rağmen seni beklemeye devam ettim. Çünkü sen geliyordun.”

Ellerim titremeye başladı.

“Gerçek oğlum yıllardır gelmiyordu. Sen ise her hafta kapımdan giriyordun. Bazen çiçek getiriyordun. Bazen çikolata. Bazen de sadece birkaç dakika sohbet etmek için uğruyordun.”

Bir damla yaş kâğıdın üzerine düştü.....

FOTO GALERİLER