Oğlum Okul Boyunca Zorbalığa Uğradı
Başkan gülümsedi ve elini kapıya doğru uzattı: "Karşınızda, Arslan Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı... Sayın Cihan Arslan!"
O an, salonda bir bomba patlamışçasına derin ve sağır edici bir sessizlik oldu. Burak’ın elindeki kadeh az kalsın yere düşüyordu. Rengi kireç gibi bembeyaz oldu. Cihan’a yıllarca eziyet eden, yemekte yanına oturmayan, onunla alay eden o kalabalık, şimdi gözleri yuvalarından fırlamış bir halde, kendi aralarındaki "o ezik çocuğun" sahneye doğru ağır ve kendinden emin adımlarla yürüyüşünü izliyordu.
Cihan sahneye çıktı. Mikrofonu eline aldı ve o donup kalmış kalabalığa uzun uzun baktı. Yüzünde ne bir kibir ne de bir intikam hırsı vardı; sadece büyük bir huzur ve olgunluk okunuyordu.
"On yıl önce," diyerek söze başladı Cihan. Sesi salonun her köşesinde yankılanıyordu. "Bu yüzlere bakarken her gün mideme kramplar girerdi. Beni aranıza almadınız. Beni her fırsatta aşağıladınız, görünmez olmamı, yok olmamı istediniz. O zamanlar, sadece sizin onayınızı almak için her şeyimi verirdim." Derin bir nefes aldı ve doğrudan Burak'ın olduğu masaya baktı. "Ama bugün buraya, bana yaptıklarınızın hesabını sormak için gelmedim. Aksine, size teşekkür etmek için geldim. Çünkü sizin o acımasızlığınız, beni dışlamanız ve beni kendi başıma bırakmanız, hayatta kimseye sırtımı dayamamayı öğretti bana. Kendi gücümü bulmamı sağladı. Siz hafta sonları partilerde eğlenirken, ben o karanlık yalnızlığın içinde kendi geleceğimi inşa ediyordum."
Kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Birçok kişi utançtan başını öne eğmişti. Cihan konuşmasına devam etti. "Birçoğunuz artık benim şirketimde çalışıyorsunuz. Korkmayın, ben sizin lisede yaptığınız gibi gücümü başkalarını ezmek için kullanacak kadar zayıf bir adam değilim. Benim şirketimde kimse kimseyi dışlayamaz. İşinizi iyi ve ahlaklı yaptığınız sürece yeriniz güvendedir. Çünkü gerçek büyüklük, seni ezenleri ezip geçmek değil; onların asla ulaşamayacağı bir adalet ve merhamet seviyesine çıkmaktır."
Cihan mikrofonu yavaşça yerine bıraktı. O gece orada sadece beş dakika kalmıştı ama o beş dakika, on yıllık bir acının hesabını, hiçbir hakaret etmeden, tek bir kötü söz söylemeden, sadece duruşuyla ve başarısıyla kapatmasına yetmişti. Sahneden indi, omuzları dik bir şekilde kalabalığın arasından geçerken herkes saygıyla kenara çekilerek ona yol verdi. Kimsenin yüzüne bakma gereği duymadı.
Oğlum o kapıdan çıkıp arabasına bindiğinde beni aradı. Sesi o kadar hafifti ki, sanki yıllardır sırtında taşıdığı tonlarca ağırlıktaki bir yükten sonsuza dek kurtulmuş gibiydi. "Anne," dedi huzurlu bir nefes alarak, "Artık bitti. Tamamen bitti." O gece anladım ki, hayattaki en büyük intikam, düşmanlarınıza benzememek ve onların hayal bile edemeyeceği kadar anlamlı, dürüst ve güçlü bir hayat yaşamaktır. Benim oğlum, o gece sadece zorbalarını susturmakla kalmadı; omuzlarındaki ağırlığı bırakıp tamamen özgürleştiği yepyeni bir hayata adım attı.