Hizmetçiyle Evlendi; Düğün Gecesi Gördüğü Yanık İzleri
Maya yatağın kenarına oturdu. Sanki yıllardır sırtında taşıdığı bir yük sonunda onu yere bastırmıştı.
“Ben on beş yaşındayken annemle babam bir ev yangınında öldü,” dedi. “Kardeşlerim çok küçüktü. Can yedi yaşındaydı. Poyraz beş. Kıvılcım daha iki yaşındaydı.”
Kerem nefesini tuttu.
“Yangında ben de vardım. Onları dışarı çıkarmaya çalışırken üzerime tavan parçası düştü. Sırtımdaki izler o geceden kaldı.”
Gözlerinden yaş süzülmeye başladı. “Köyde kimse üç çocuğa bakmak istemedi. Akrabalarımız ‘kız başına ne yapacaksın’ dedi. Sonra hakkımda konuşmaya başladılar. Dedikodu daha kolaydı. Üç kardeşime baktığımı kabul etmek yerine, üç çocuğum var demek insanlara daha eğlenceli geldi.”
Kerem’in gözleri doldu. “Ben çalışmak için şehre geldim. Onları yatılı okula verdim. Maaşımın çoğunu onlara gönderiyorum. Can üniversiteye hazırlanıyor. Poyraz lise son sınıfta. Kıvılcım hâlâ küçük sayılır. Ben onların ablasıyım. Anneleri gibi oldum, evet… ama kimsenin sandığı gibi değil.”
Kerem ellerini yumruk yaptı.
Öfkeliydi.
Ama Maya’ya değil.
Onu yıllarca yargılayanlara.
Onun fedakârlığını kirli bir hikâyeye çevirenlere.
Kendi evinde bile onu başı eğik dolaşmaya mecbur bırakanlara.
“Bana neden söylemedin?” diye sordu.
Maya acı bir gülümsemeyle baktı.
“Kim inanırdı?”
Bu iki kelime Kerem’in içine oturdu.
Kim inanırdı?
Gerçekten de kimse inanmamıştı. Herkes duymak istediği hikâyeye sarılmıştı.
Kerem yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. Maya şaşırdı.
“Ne yapıyorsunuz?”
Kerem başını kaldırıp ona baktı.
“Özür diliyorum.” de'vamı sonraki sayfada...