Kızım mutfak masasının altında uyumak için benden izin istemeye başladı

Bacaklarımın bağının çözüldüğünü, altımdaki zeminin kayıp gittiğini hissettim.

Reyhan Öğretmen telefondaki oynat tuşuna bastı.

Önce derin, hışırtılı bir sessizlik oldu. Sonra benim boğuk ve titreyen sesim odada yankılandı: “Volkan, lütfen... ne olur benimle böyle konuşma.”

Ardından Volkan’ın o dışarıya hiç göstermediği, berrak, soğuk ve tehditkâr sesi duyuldu: “Ben istemediğim sürece bu evden gidemezsin Leyla. Ve eğer o velete inanmaya, onun uydurmalarının arkasından koşmaya devam edersen, yemin ederim ki onu kaybedersin.”

Hemen ardından masaya çarpan sert bir darbe sesi geldi. Kayıtta benim nefes nefese kalmış, panik içindeki yalvarışlarım duyuluyordu. Ve sonra Volkan’ın son sözleri: “Şunu sakın unutma: Dışarıda hiç kimse dramatik bir çocuğun yalanlarına ya da bana muhtaç, beş parasız bir kadının lafına inanmaz.”

Elimle ağzımı kapattım. Reyhan Öğretmen kaydı durdurdu. Ağlayamadım, konuşamadım, yerimden kımıldayamadım bile. Kızım hiçbir şeyi uydurmuyordu. Ben her şeyin sabırla, zamanla düzeleceğine kendimi ikna etmeye çalışırken; benim dokuz yaşındaki küçük kızım masanın altında bizi kurtarmak için haftalardır delil topluyordu.

“Burada daha onlarca ses kaydı var,” dedi Reyhan Hanım, gözleri dolarak. “Zeynep bunları haftalar boyunca, her gece masanın altına sığındığında kaydetmiş.”

Haftalarca... Benim küçük kızım mutfakta, masanın altında uyuyordu; çünkü deli ya da kıskanç olduğu için değil, telefonu sadece orada güvende tutabildiği için. Çünkü onun deyimiyle, “oraya kimse girmiyordu.” Volkan’ın gazabı o masanın altına uzanamıyordu.

Reyhan Öğretmen uzanıp ellerimi tuttu. “Leyla Hanım, bugün o eve asla yalnız dönmeyin. Biz çocuk şubeye haber verdik.”

Başımı salladım ama aklım tamamen Zeynep’teydi. Gözlerinin altındaki mor halkalarda, o ağır sessizliklerinde... Beni her uyarmaya çalıştığında benim bunu sadece çocukça bir kıskançlık sanıp geçiştirdiğim o kahredici anlardaydı.

Öğretmen önündeki dosyayı açtı ve içinden bir resim kağıdı çıkardı. “Ses kayıtlarının geri kalanını adli makamlara teslim edeceğiz ama gitmeden önce bunu görmenizi istiyorum.”

Kağıdı elime aldım. Zeynep, simsiyah boyalarla büyük, devasa bir gölge çizmişti. Gölgenin keskin dişleri ve upuzun kolları vardı; bir koluyla beni boğazımdan yakalamış, karanlık bir kafese kapatmıştı. Küçük bir kız çocuğu figürü ise masanın altına gizlenmiş, elindeki küçücük bir fenerle kafese doğru ışık tutuyordu. Resmin altına, o yarım yamalak çocuk yazısıyla şu notu düşmüştü: “Annemi incitmene izin vermeyeceğim. Ben buradayım.”

O an içimdeki tüm korku, üzerime çöken o çaresizlik duvarı yerle bir oldu. Korku, yerini vahşi bir koruma içgüdüsüne ve sarsılmaz bir öfkeye bıraktı. Kızım beni korumak için o karanlık masanın altına sığınmıştı. Ben onu koruduğumu sanırken, o minicik bedeniyle bana kalkan olmuştu.

Okuldan çıktığımızda arkamızda koskoca bir polis ordusu vardı. Volkan, akşam işten eve dönüp kapıyı açtığında karşısında boyun eğen, çaresiz karısını bulamadı. Karşısında adaletin soğuk kelepçelerini ve Zeynep'in o küçük bez bebeğe sığdırdığı yıkıcı gerçekleri buldu. O ses kayıtları, Volkan’ın aylardır üzerimizde kurduğu o psikolojik ve sinsi şiddet imparatorluğunu tek bir celsede yerle bir etmeye yetti.

Şimdi, o karanlık günlerin üzerinden aylar geçti. İstanbul’un o lüks ama içi cehennem olan sitesinden çok uzaktayız. Küçük, mütevazı ama pencerelerinden güneşin hiç eksik olmadığı yeni bir evimiz var. Zeynep artık tırnaklarını yemiyor. Akşam yemeklerinde susmuyor; okulda ne yaptığını, arkadaşlarıyla nasıl güldüğünü gözlerinin içi parlayarak anlatıyor.

En güzeli de ne biliyor musunuz? Zeynep artık kendi yatağında, huzurla uyuyor. Mutfaktaki yemek masasının altı artık onun sığınmak zorunda olduğu bir hapishane değil, sadece bebekleriyle oyun oynadığı neşeli bir alan. Bir annenin en büyük görevi çocuğunu korumaktır derler; ama bazen bir çocuğun cesareti, annesinin gözündeki o kör perdeyi indirip ikisini birden kurtarır. Biz birbirimizin kanatları olduk ve o karanlık masanın altından, gökyüzünün en aydınlık, en özgür köşesine birlikte uçtuk.

FOTO GALERİLER