İki cüce
Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların şirin mi şirin bir kasabasında yaşayan, herkesin çok sevdiği ve neşe kaynağı olan iki cüce varmış. Bu iki cüce bir gün kasaba meydanında karşılaşmışlar ve birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlar. Kısa sürede evlenmeye karar veren çiftin düğünleri, kasabanın o güne kadar gördüğü en görkemli düğünlerden biri olmuş. Günlerce süren eğlenceler düzenlenmiş, yenilen içilen devasa sofralar kurulmuş, çalınan davullar ve zurnalar eşliğinde bütün kasaba halkı bu mutlu güne ortak olmuş. Halaylar çekilmiş, şarkılar söylenmiş ve nihayet o büyük ve yorucu günün sonuna, yani gelin ve damadın baş başa kalacağı gerdek gecesine gelinmiş.
Eski ve biraz da meraklı bir kasaba adeti olarak, evlenen çiftlerin ilk gecesinde kapı dinlemek oldukça yaygın bir gelenekmiş. Meraklı komşular, yakın arkadaşlar ve akrabalar, "Acaba bu tatlı çiftin ilk gecesi nasıl geçecek?" diye düşünerek, sessizce gelin ve damadın odasının kapısında toplanmışlar. Düğün yorgunluğuna rağmen kimse evine gidip uyumak istememiş, herkes nefesini tutup kulaklarını ahşap kapıya dayayarak içeriden gelecek sesleri beklemeye başlamış devam ediyor.....