2026 Yılının en komik fıkrası seçildi
Kadın, patronun lafını tamamlamasına izin vermeden onu kolundan tuttuğu gibi antreye çekmiş ve kapıyı arkasından sıkıca kapatmış. "Hadi patron bey, hiç vakit kaybetmeyelim, saat tam 6. Ahmet her sabah bu saatte üzerimde ne varsa çıkarttırır, çünkü bu lanet olası kronik astım ve bronşit kürü tam dakikasında uygulanmazsa bütün gün nefes alamıyorum, tıkanıp kalıyorum."
Kadın salona doğru yürürken anlatmaya devam etmiş:
"Şimdi yapacağınız şey çok basit. Masada duran şu parmak kalınlığındaki kara zencefil merhemini g*ğsüme ve sırtıma en az kırk beş dakika boyunca, elleriniz patlayana kadar sertçe ovup yedirmeniz gerekiyor. Arkasından da şu ocakta kaynayan sıcak lahana yapraklarını tek tek presleyerek üzerime saracaksınız. Ahmet her sabah bunu yaparken kan ter içinde kalıyor, adamcağızın parmaklarına kramplar giriyor. O yüzden işe hep geç kalıyor ve yorgunluktan bitap düşüyor. İyi ki geldiniz, bugün kocamı rahat bıraktınız!"
Patron, odanın ortasındaki masada duran, üzeri arı sütü, karabiber, sarımsak özü ve tuhaf kokulu yağlarla harmanlanmış o devasa, simsiyah çamur kasesini görünce dehşete düşmüş. Evin içi adeta bir aktar dükkanıyla sakatatçının karışımı gibi kokuyormuş. Kadın çoktan arkasını dönmüş, koltuktaki havluya uzanırken, "Hadi patron bey, kollarınızı sıvayın, ilk önce sırtımdan başlayalım, iyice bastırarak ovun ki gözenekler açılsın!" diyerek sabırsızca beklemeye başlamış.
O an kurnaz patron, Ahmet’in kendisine nasıl muazzam bir oyun oynadığını, her sabah neden işe geç kalıp bitkin bir halde geldiğini acı bir şekilde anlamış. Burnunu eliyle tutarak, "Ah! Şey... Benim acil bir telefon açmam gerek, şirkette yangın çıkmış olabilir, unuttum!" diye bir yalan uydurmuş. Ardından arkasına bile bakmadan kapıyı açtığı gibi merdivenlerden aşağı, nefes nefese koşarak kaçmış.
Ertesi sabah Ahmet, her zamanki gibi işe yine yarım saat geç kalmış. Odasına girdiği patronu, masasında hala burnunda bir mandalla otururken bulmuş. Patron, Ahmet’i görünce hemen ayağa kalkmış, ceketinin önünü iliklemiş ve titreyen bir sesle, "Ahmetçiğim," demiş, "Bundan sonra işe istersen öğlen gel, istersen hiç gelme, burası senin evin. Maaşına da zam yapıyorum. Ama ne olur, o sabahki lahana işini sakın aksatma ve benden uzak tut!"