Evsiz bir adam, oğlumun 20 yıl önce kaybolduğu 9 numaralı karayolunda lastiğimi değiştirmeme yardım etti; yolcu koltuğuma bıraktığı şey beni dizlerimin üstüne çöktürdü.
"Olay bir kazaydı," diyordu Selim, karşısındaki gizemli bir adama hitaben. "Yoldaki gizli buzlanma yüzünden kontrolü kaybettin. Küçük çocuğa çarptın. Eğer bunu duyurursak benim kariyerim de, senin ailenin hayatı da mahvolur. Çocuk zaten nefes almıyor. Onu ormana, eski kulübenin arkasına götür. Ben dosyayı birkaç aya kalmaz kapatırım. Kimse bir şey öğrenmeyecek. Karşılığında alacağın 1.150.000 Türk Lirası senin ve ailenin bu şehirden tamamen uzaklaşmasını sağlayacak."
Duyduklarımla nefesim kesildi. Dünya etrafımda dönmeye başladı. Benim oğlum kaçırılmamıştı; nüfuzlu birilerinin hatasını örtbas etmek için kurban edilmişti. Selim, kendi siyasi geleceği ve altına yatırılan 1.150.000 Türk Lirası rüşvet uğruna benim hayatımı karartmıştı.
"Devamını dinlemedin, Meral."
Arkamdan gelen derin, çatallı sesle irkilerek döndüm. Kapıda duran kişi, az önce otoyolda lastiğimi değiştiren o evsiz adamdı. Gözlerindeki o derin hüzün şimdi yerini büyük bir pişmanlığa bırakmıştı. Paltonun cebinden eski, yıpranmış bir cüzdan çıkardı.
"O kazayı yapan bendim," dedi adam, gözlerinden yaşlar süzülürken. "O zamanlar genç bir mühendistim. Selim bana o parayı verdi ve beni tehdit etti. Vicdan azabından çıldırdım. Paranın tek bir kuruşuna bile dokunmadım, hepsini bu evin altındaki mahzende sakladım. Ama Selim beni rahat bırakmadı. Beni evimden, işimden etti. Beni bir hayalete, sokaklarda yaşayan bir deliye çevirdi. Beni öldü bilmesini sağladım ki intikamımı alabileceğim güne kadar hayatta kalayım."
Adam cebinden küçük bir anahtar çıkarıp masaya bıraktı. "Selim’i aradığında senin bu adrese geleceğini biliyordum. O yüzden buraya gelmek için acele etti. Şu an yolda, buraya kanıtları yok etmeye geliyor. Ama bilmediği bir şey var; bu kayıt cihazı doğrudan kasabanın yerel televizyon kanalına ve cumhuriyet savcılığına canlı yayın verisi aktarıyor. Yirmi yıl boyunca bu teknolojiyi kurmak ve adaleti sağlamak için yaşadım."
Tam o sırada dışarıda bir arabanın sertçe fren yaptığını duyduk. Kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve içeriye elinde bir silahla Belediye Başkanı Selim girdi. Yüzündeki o her zamanki kibirli ifadeden eser kalmamıştı; gözlerinde saf bir panik vardı.
"Meral, burası güvenli değil demiştim!" diye bağırdı Selim, silahı önce evsiz adama, sonra bana doğrultarak. "Her şeyi mahvettiniz! O dosya kapalı kalmalıydı!"
"Çok geç Selim," dedim, sesim yirmi yılın ardından ilk kez bu kadar güçlü ve kararlı çıkıyordu. "Her şey bitti. Herkes ne yaptığını biliyor."
Selim tetiğe basmaya yeltendiği an, dışarıdan siren sesleri yükselmeye başladı. Onlarca polis arabası ve jandarma aracı evi abluka altına almıştı. İçeri giren güvenlik güçleri Selim’i yere yatırıp kelepçelerken, Selim’in gözlerindeki çaresizlik yirmi yıllık acımın küçük bir tesellisi oldu.
Evsiz adam, yani adaleti getiren o eski mühendis, yanıma yaklaştı. Elindeki son fotoğrafı bana uzattı. Bu, Deniz'in küçük mezarının yerini gösteren, çiçeklerle donatılmış bir ağacın fotoğrafıydı. "O hiçbir zaman yalnız kalmadı, Meral. Her gün onun yanındaydım," diye fısıldadı.
Göz yaşlarım bu kez acıdan değil, yirmi yıllık bilinmezliğin getirdiği o ağır ve buruk huzurdan dolayı akıyordu. Oğlumu geri getiremezdim ama onun ruhu artık özgürdü. 9 numaralı karayolu artık bir lanet değil, adaletin yerini bulduğu yol olarak kalacaktı.