50 yaşındaki kayınvalidem 21 yaşında bir gençle evlendi…

“Annen, senden bile küçük sayılabilecek bir çocukla evlendi, hâlâ da hiçbir şey olmamış gibi ona yemek servis etmemi mi istiyorsun?”

Bunu bir cumartesi gecesi Mert’e ilk söylediğimde, masada oturmuş önündeki domatesli pilava bakıyordu; sanki evde deliren benmişim gibi sessizdi.

Benim adım Leyla, otuz iki yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum ve Mert’le altı yıldır evliyim. Uzun süre evliliğimdeki en zor şeyin kayınvalidem olduğunu düşünmüştüm: Fatma Hanım. Elli yaşlarının başında, zarif ama buyurgan, soğuk ve her detayı kontrol etmeye alışmış bir kadın. Evdeki peçetenin katlanışına bile karışan türden.

Ama her şey, onun aniden yirmi bir yaşındaki Emir’le evlenmesiyle değişti.

Düğün tam bir skandaldı. Fatma Hanım’ın hayatına yeniden başlaması yüzünden değil, Emir’in bir anda ortaya çıkması yüzündendi. Fazla kendinden emin bir gülüşü, dar gömlekleri, altın zincirleri ve “aşk” dediği şeyle hiç örtüşmeyen sert bakışları vardı.

Düğünden sonra kendilerini evin en üst katındaki odaya kapattılar.

Bir hafta boyunca.

Aşağı inmiyorlardı. Yemek yemiyorlar, kimseyle konuşmuyorlar, yaşlı ve yürümekte zorlanan Hakkı Bey’i bile umursamıyorlardı. Evin tüm yükü benim üzerime kalmıştı: yemek, temizlik, çocuklar, yukarı yemek çıkarmak, emirler dinlemek… ve Mert’in onları savunması.

—Annem sonunda mutlu oldu —diyordu—. Kıskançlık yapma Leyla.

Kıskançlık mı? Neyin kıskançlığı? Kendi evinde görünmez olup, yeni gelen bir adamın evin sahibi gibi davranmasını izlemek mi?

Bir sabah ailece yapılacak bir “mevlit” günüydü. Hakkı Bey’in rahmetli eşi için her yıl toplanılır, yemek yapılır, dualar okunurdu. Yukarı çıktım ve kapıyı çaldım.

—Anne Fatma Hanım, aşağı inecek misiniz? Yemek neredeyse hazır.

Sessizlik.

Tekrar çaldım.

—Sadece bir şeye ihtiyacınız var mı diye sormak istemiştim.

Aşağıdan Mert bağırdı:

—Bırak onu Leyla! Anlamıyor musun, kocasıyla birlikte!

Yüzüm yandı. Cevap vermeden aşağı indim ama içimde bir şeylerin ters gittiği artık kesindi.

O öğleden sonra telefonum çaldı. Fatma Hanım’dı.

—Leyla, iri karides al. Taze olsun. Bir de limonlu soda getir, sürahiyle yukarı çıkar.

Sesi her zamanki gibi sertti ama içinde gizlenen bir yorgunluk vardı.

—Anne, bugün mevlit var. Hakkı Bey sizi sordu.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra: Devamı Diğer Sayfada..

FOTO GALERİLER