Arkadaşım beni hırsızıkla suçladı..
Okuduklarım karşısında hıçkırıklarımı tutamadım. Maruz kaldığım o ağır hakaretlerin, Vildan’ın o kibirli ve alaycı gülüşünün ardında böylesine fedakar, böylesine zekice kurgulanmış bir anne şefkati yatacağını asla tahmin edemezdim. Müjgan Hanım kendi evlatlarının ihanetine karşı tek başına direnirken, benim annem yaşasın diye kendi aile yadigârını feda etmişti.
Ağlamayı bırakıp hızla ayağa kalktım. Çamaşır makinesinin yanına attığım poşetten önlüğü çıkardım. Ellerim titreyerek kumaşı baştan aşağı yoklamaya başladım. Sağ cebin hemen alt kısmında, kumaşın iki kat olduğu o gizli astar bölgesinde bir sertlik vardı. Küçük, yuvarlak taneler parmaklarımın ucuna geliyordu. İçeriden dikiş kutusunu kapıp küçük bir makasla önlüğün astarını yavaşça sökerek açtım.
Astarın yırtılmasıyla birlikte, loş mutfak ışığının altında göz alıcı bir parıltı saçıldı. Beyaz, pürüzsüz ve her biri kusursuz büyüklükteki incilerden oluşan o tarihi gerdanlık avucumun içine dökülüverdi. Kolyenin ağırlığı elime oturduğunda, Müjgan Hanım’ın bana yüklediği o kutsal sorumluluğun büyüklüğünü derinden hissettim.
Ertesi sabah erkenden şehrin en eski ve en güvenilir kapalıçarşı kuyumcularından birine gittim. Yaşlı sarraf büyütecini gözüne takıp kolyeyi incelediğinde derin bir iç çekti. İncilerin kalitesinin, renginin ve üzerindeki antika işçiliğin eşsiz olduğunu, böyle bir parçanın piyasada çok nadir bulunacağını söyledi. Bana teklif ettiği meblağ, hayal bile edemeyeceğim kadar büyüktü. Anlaşmayı yaptık ve parayı banka hesabıma yatırdık.
Eve döndüğümde içimde tarif edilemez bir hafiflik vardı. İlk iş olarak annemin aylardır biriken hastane borçlarını kapattım. Haftada üç gün gelen hemşirenin ücretini peşin ödedim ve o pahalı, ithal ilaçların hepsini eczaneden tedarik ettim. Annemin odasına girdiğimde, yatağında bitkin yatan o kadının yüzüne bakıp "Artık korkma anne, her şey yoluna girecek," diye fısıldadım. Gerçekten de öyle oldu; doğru tedavi ve düzenli bakımla annem birkaç ay içinde toparlandı, yanaklarına yeniden renk geldi.
O taş malikaneye veya Vildan’ın yakınına bir daha asla yaklaşmadım. Ancak yaklaşık altı ay sonra, yerel gazetede gördüğüm bir haberle adaletin nasıl tecelli ettiğine şahit oldum. Gazetenin manşetinde Vildan ve eşinin fotoğrafları vardı. Müjgan Hanım, kolyenin çalınması bahanesiyle evde kopan o büyük tantanayı ve dikkat dağınıklığını fırsat bilmişti. Evlatlarının kendisini akıl hastanesine kapatmak için hazırladığı sahte belgeleri, şirket hesaplarından kaçırdıkları paraların dökümlerini ve yaptıkları tüm usulsüzlükleri sessizce toplayıp doğrudan savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Vildan ve kocası "nitelikli dolandırıcılık ve sahtecilik" suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
Müjgan Hanım ise o soğuk, yalanlarla dolu devasa malikaneyi satmış, geçmişin tüm kötü izlerini arkasında bırakarak bir Ege kasabasına yerleşmişti. Bugün annemle birlikte, o eski döküntü evimizden kurtulup taşındığımız yeni, güneş gören evimizin balkonunda çayımızı yudumlarken o günü hatırlıyorum. Müjgan Hanım bana sadece annemin hayatını bağışlamamıştı; o önlüğün cebine bıraktığı notla, bu acımasız dünyada merhametin ve insanlığın hâlâ var olduğunu bana kanıtlamıştı. Ona her gece şükranla dua ediyorum.