Eski Eşinin Yanına Sadece Onu Aşağılamak İçin Oturdu…
Deri evrak çantasını baş üstü dolabına yerleştirdi ve Leyla’nın yanındaki boş koltuğa kendini bıraktı.
Leyla ona inanmaz gözlerle baktı.
— Bu kabinde en az altı tane boş koltuk var.
— Biliyorum.
— Gerçekten bunu mu yapacaksın?
— Yaptım bile.
Leyla’nın çenesindeki bir kas gerildi.
Kerem bu ifadeyi çok iyi hatırlıyordu.
Leyla, acımasızca dürüst bir şey söylememek için her kendini tuttuğunda bu ifade belirirdi.
Eskiden bu durum hoşuna giderdi.
Eskiden tam o noktadan onu öper ve Leyla’nın kollarında nasıl pes ettiğini hissederdi.
Şimdiyse, onu hâlâ rahatsız edebileceğini bilmekten sadece zevk alıyordu.
— Beş yıl boyunca konuşmadık — dedi emniyet kemerini bağlarken. — Ve şimdi yaklaşık altı saatimiz var. Hayat ne kadar da cömert.
Leyla başını camdan tarafa çevirdi.
— Sen her zaman zalimliği güçle karıştırırdın.
— Sen de her zaman sırları masumiyetle karıştırırdın.
Kadının parmakları kitabın etrafında sıkıca kenetlendi.
İşte buydu. Yaranın altındaki saklı sızı.
Beş yıl önce Kerem Demir, Türkiye’nin en önemlilerinden biri olmaya aday bir yenilenebilir enerji şirketi olan Demir Enerji’nin kurucusuydu.
Leyla onun eşiydi.
Aynı zamanda, Kerem’in hayallerini milyar dolarlık bir imparatorluğa dönüştürmesine yardımcı olan çalışmalarıyla o parlak çevre bilimciydi.
Bir zamanlar mükemmel bir çifttiler.
İstanbul cemiyeti onlara bayılıyordu. Yatırımcılar onlara bayılıyordu.
İş dünyası dergileri onlardan şöyle bahsediyordu:
“Türkiye’nin geleceğini inşa eden çift.”
O, kusursuz takım elbiseleri ve imkânsız standartlarıyla vizyoner bir milyarderdi.
Leyla ise her türlü yöneticiyi entelektüel olarak geride bırakabilecek kapasitede, zarif, sessiz ve zeki bir bilim insanıydı.
Dokunulmazlardı.
O geceye kadar.
Kerem’in mesajları bulduğu o geceye kadar.
“Yarın seni görmek için sabırsızlanıyorum.”
“Bu şimdilik sır olarak kalmalı.”
“Bunu öğrendiğinde çok şaşıracağını biliyorum.”
Onunla aynı gece, Etiler’deki dairelerinde yüzleşti.
Arka tarafta, İstanbul’un ışıkları sanki bir trajedi izleyen acımasız bir seyirci gibi devasa pencerelerden parlıyordu.
— O kim? — diye bağırdı Kerem, elinde telefonu tutarak.
Leyla kaskatı kesildi.
Ve tam o anda…
Birlikte inşa ettikleri her şey yıkılmaya başladı.
Bölüm 2
Etiler’deki dairenin içindeki sessizlik sadece saniyeler sürmedi… tek bir anda, yıllara yayıldı.
— O kim? — diye tekrarladı Kerem, sesi daha kısık, daha tehlikeli bir tonda.
Leyla kıpırdamadı. Ancak nefes alışverişi değişmişti.
Göğsündeki o ufak titreme…
Bu detay, Kerem’in olan biteni kendi bildiği şekilde anlamasına yetti.
— Demek doğruymuş — diye tükürdü. — İş değildi. Toplantılar değildi. “Geç saatlere kadar süren bilimsel araştırmalar” değildi.
Leyla bakışlarını yavaşça kaldırdı.
— Neden bahsettiğini bilmiyorsun.
— O zaman bana açıkla! — Sesi camlarda yankılandı. — Çünkü o mesajlar bir meslektaşından gelmişe benzemiyor.
Telefon hâlâ elindeydi.
Kanıt.
Hüküm.
Leyla ona doğru bir adım attı… sonra bir adım daha.
Ancak gözlerinde korku yoktu.
Daha kötüsü vardı.
Hayal kırıklığı.
— Her zaman zekiydin Kerem… ama asla sabırlı olmadın.
— Konuyu değiştirme.
Leyla kısa, kuru bir kahkaha attı.
— Kimse yok.
Hava buz kesti.
Kerem gözlerini kırpıştırdı.
— Yalan söyleme.
Leyla telefonu işaret etti.
— Hepsini oku. Sadece görmek istediğin kısımları değil.
Fakat o artık dinlemiyordu.
Çünkü zihninde hikâye çoktan yazılmıştı. İhanet.
Aldatma.
Aşağılanma.
Ve Kerem Demir, gururunun gerçek kıldığı hiçbir şeyi asla affetmezdi.