Anneannem düğünüme gelemeyecekti..

"Evet," dedi Emir, yüzünde acımasız bir gülümsemeyle. "Ali'nin oğlu. Ailenin bir duman gibi hayatından silinip gittiğini sanıyordun, değil mi sevgilim? Ailen buharlaşmadı. Onlar kaçtılar."

Bana döndü. Gözlerindeki o 'şefkatli' bakışın yerini dipsiz bir nefret almıştı.

"Yirmi iki yıl önce," diye başladı anlatmaya, kelimeleri birer bıçak gibi fırlatarak. "Baban ve annen, babamın ortağıydı. Şirketin kasasını boşalttılar. Babam bunu fark ettiğinde, gecenin bir yarısı evimize geldiler. Çıkan arbedede devrilen gaz lambası evi cehenneme çevirdi. Baban bizi o alevlerin içinde bırakıp kapıyı üzerimize kilitledi. Ben o alevlerin arasından bu yarayla çıktım... Ama annem ve babam benim kadar şanslı değildi."

Odanın duvarları üzerime çöktü sandım. Nefes alamıyordum. Ninem ağlıyor, titreyen elleriyle yüzünü kapatıyordu.

"Yalan," diye fısıldadım. "Benim ailem böyle bir şey yapamaz."

"Yaptılar," dedi Emir, nineme doğru bir adım atarak. "Ve bu sevgili ninen de her şeyi biliyordu. Çalınan o paralarla sana yeni bir hayat kurdu. Diş tellerini, okul masraflarını neyle ödedi sanıyorsun? Sattığı alyansıyla mı? O sadece vicdanını rahatlatmak için uydurduğu bir masaldı." Ninem zorlukla yutkundu. "Seni aradım," diye inledi. "Olaydan sonra seni yetimhanede buldum. Ama yapamadım... Kendi kanımdan olanı ele veremedim. Onları adalete teslim etseydim, bu kız çocuğu bir başına kalacaktı."

"Bu yüzden susmayı seçtin!" diye kükredi Emir. Sesi hastane odasının duvarlarında yankılandı. "Benim hayatım kül olurken, sen bu kızı çalıntı bir refahla büyüttün. Bana olan borcunuzu hiçbir zaman ödemediniz. Ta ki bugüne kadar."

Bileğimi öyle bir çevirdi ki acıyla inledim.

"Seninle neden mi evlendim? Seni sevdiğim için mi? Hayır. Bu kadının dünyada değer verdiği tek varlık sensin. O benim ailemi benden aldı, ben de onun ailesini ondan alıyorum. Artık yasal olarak karımsın. O imzaladığımız nikah defteri, benim intikamımın tapusudur." Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken bir çıkış yolu aradım ama kapı kilitliydi ve Emir'in gücü karşısında çaresizdim.

İşte tam o an, ninem bir mucize eseri doğruldu. Yatağın başucundaki acil durum butonuna basmak yerine, az önce kopardığı ve boynunda kalan inci kolyenin ucundaki gümüş madalyonu asılıp kopardı.

"Emir!" diye bağırdı, sesi bir aslan gibi gür çıkmıştı.

Emir şaşkınlıkla ona döndüğünde, ninem elindeki madalyonu yere, Emir'in ayaklarının dibine fırlattı. Madalyonun kapağı açıldı. İçinden sararmış, defalarca katlanmış küçük bir kağıt parçası düştü.

"O gece... Babanın kasanın asıl şifrelerini bana emanet ettiğini bilmiyordun, değil mi?" dedi ninem, nefesi giderek zayıflarken. "Ailenin mirası, o çalındığını sandığın paralar... Hiçbirine dokunmadım. Hepsi İsviçre'de bir hesapta yirmi yıldır seni bekliyordu. Sadece sana bunu verebilmek için doğru zamanı bekliyordum. Sana gerçeği anlatacaktım ama sen... Sen nefreti seçtin."

Emir'in gözleri yerdeki kağıda takıldı. Tutuşu aniden gevşedi. Yüzündeki o katı nefret ifadesi, yerini büyük bir şoka bıraktı. O bir anlık boşluktan faydalanıp kolumu kurtardım ve koşarak duvardaki acil durum düğmesine yumruğumu indirdim.

Saniyeler içinde kapı dışarıdan zorlandı. Güvenlik görevlilerinin omuz darbeleriyle kilitli kapı büyük bir gürültüyle açıldığında, Emir dizlerinin üzerine çökmüş, yerdeki sararmış kağıda bakarak titriyordu. İntikam için kurduğu oyun, kendi ayaklarına dolanmıştı.

Hemşireler içeri doluşup beni Emir'in yanından uzaklaştırdı. Ben ise doğruca ninemin yanına koştum.

Gözleri kapanmak üzereydi, kalp monitörünün sesi giderek yavaşlıyordu. Elimin üstüne o solgun, titrek elini koydu. Yüzünde yılların yorgunluğuna rağmen ilk defa huzurlu bir tebessüm vardı.

"Sevgi bir borç değildir kızım," diye fısıldadı son nefesini vermeden önce. "Ama nefret... İnsanı her zaman iflas ettirir."

Ve makineden o uzun, kesintisiz ses yükselirken, beyaz gelinliğimin üzerine dökülen kırmızı güller, kapanan bir devrin ve biten bir intikamın son şahitleri oldu.

FOTO GALERİLER