O an iki çocuğumu da elimden almak üzere olduklarını duyduğumda elimdeki benzin pompası yere düştü.

O an nefes alamadım.

Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu.

Bir yıl boyunca kaçmıştım.

Bir yıl boyunca saklanmıştım.

Bir yıl boyunca çocuklarımı korumaya çalışmıştım.

Ama kader beni yine onun önüne sürüklemişti.

Ve bu kez kaçacak yerim kalmamıştı.

Benim adım Camila değildi artık.

Türkiye’de herkes bana başka bir isimle sesleniyordu.

Çünkü bir yıl önce hayatım tamamen yok edilmişti.

Her şey tek bir yalanla başlamıştı.

Tek bir iftira.

Tek bir ihanet.

Ve o ihanet bana sadece evimi değil…

Kocamı…

Ailemi…

Geleceğimi…

Her şeyimi kaybettirmişti.

O gün Ankara’dan Kayseri’ye giden otoyol üzerindeki küçük bir benzin istasyonunda çalışıyordum.

Saatlerdir ayaktaydım.

Ayaklarım şişmişti.

Sırtım ağrıyordu.

Ama çalışmak zorundaydım.

İkizlerimin sütü bitmişti.

Kirayı ödemem gerekiyordu.

Kimse yardım etmiyordu.

Kimse.

Bir zamanlar Türkiye’nin en güçlü ailelerinden birinin gelini olduğuma kimse inanmazdı artık.

Çünkü beni herkes unutmuştu.

Özellikle de o.

Murat Demir.

Eski kocam.

Hayatımın aşkı sandığım adam.

Bana sonsuza kadar yanımda olacağına yemin eden adam.

Beni kapının önüne koyarken gözünü bile kırpmayan adam.

O sabah istasyonda çalışırken siyah bir SUV içeri girdi.

Normalde dikkat etmezdim.

Ama o aracı görünce ellerim titremeye başladı.

Çünkü plakayı tanımıştım.

O plakayı yüzlerce kez görmüştüm.

Yıllarca.

Gözlerim istemsizce araca döndü.

Ve onu gördüm.

Direksiyonda oturuyordu.

Murat.

Bir yıl geçmişti.

Ama yüzünü gördüğüm anda bütün yaralarım yeniden açıldı.

Nefesim kesildi.

Bacaklarım güçsüzleşti.

Kaçmak istedim.

Gerçekten kaçmak istedim.

Ama çok geçti.

Çünkü ikizlerden biri tam o sırada bana doğru koşmaya başlamıştı.

“Anne!”

Çocuğumun sesi otoparkta yankılandı.

Murat başını çevirdi.

Ve oğlumu gördü.

Sonra kızımı.

Sonra tekrar oğlumu.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

Sanki dünyası durmuştu.

Sanki biri ona yumruk atmıştı.

Çünkü çocukların yüzü…

Onun yüzüydü.

Aynı gözler.

Aynı kaşlar.

Aynı gamze.

Aynı bakış.

Bir saniye içinde gerçeği anlamıştı.

SUV’nin yan koltuğunda oturan kadın ise çok daha hızlı tepki verdi.

Serra Yılmaz.

Hayatımı mahveden kadın.

Beni Murat’tan ayıran kadın.

Bir yıl önce herkesin önünde bana “yalancı”, “dolandırıcı” ve “aldatıcı” diyen kadın.

Kapıyı açıp dışarı çıktı.

Yüzünde o tanıdık zehirli gülümseme vardı.

Beni baştan aşağı süzdü.

Üzerimdeki eski formaya baktı.

Yıpranmış ayakkabılarıma baktı.

Sonra çocuklara.

Ve güldü.

O kahkahayı hâlâ unutamıyorum.

“Demek sonun böyle oldu.”

Kanım dondu.

Murat tek kelime konuşamıyordu.

Sadece çocuklara bakıyordu.

Sürekli.

Durmadan.

Sanki gözlerini ayıramıyordu.

Serra çantasını açtı.

İçinden birkaç banknot çıkardı.

Sonra onları yere attı.

Tam ayaklarımın önüne.

“Al bunları.”

Sessizlik.

“Çocuklarına yiyecek alırsın.”

İstasyon bir anda sessizleşti.

Herkes bize bakıyordu.

Kasiyer.

Müşteriler.

Kamyon şoförleri.

Herkes.

Ama ben eğilip parayı almadım.

Bir saniye bile düşünmedim.

Sadece ona baktım.

Sonra Murat’a döndüm.

Bir yıl boyunca içimde tuttuğum acı boğazıma düğümlendi.

Ve sonunda konuştum.

“Senin sadakanı istemiyorum.”

Serra’nın gülümsemesi dondu.

Ama ben durmadım.

“Evimi çalan kadından hiçbir şey istemiyorum.”

Murat’ın yüzü bembeyaz oldu.

İçimdeki öfke artık durmuyordu.

“Ve çocuklarını doğmadan terk eden adamdan da.”

Bir anda her şey sustu.

Rüzgâr bile.

Murat bana baktı.

Sonra çocuklara.

Sonra tekrar bana.

Dudakları titriyordu.

“Ne dedin sen?”

Sesini ilk kez duymuştum.

Tam bir yıl sonra.

Ama artık hiçbir anlamı yoktu.

Çünkü ben o eski kadın değildim.

Ben artık hayatta kalmak için savaşan bir anneydim.

İkizlerime sarıldım.

Gitmek istedim.

Ama tam arkamı döndüğüm sırada Murat bağırdı. Devamı Sonraki Sayfada..

FOTO GALERİLER