Talepkar ebeveynlerime rağmen bir garsonla evlendim—Düğün gecemizde, “Görmeniz gereken bir şey var. Lütfen… panik yapmayın.” diyerek beni şok etti.
Ailesi odanın arka tarafında sessizce oturuyor, gururlu ama zengin konuklar arasında biraz yersiz görünüyorlardı.
Ve annesi… Yüzünde garip bir şekilde tanıdık bir şey vardı. Ama bir türlü çözemedim.
Davet sırasında annemin babama fısıldadığını duydum: "En azından ailesi uygun giyinmiş."
Cemre'nin annesi daha sonra bana sarıldı ve sıcak bir şekilde fısıldadı, "Ona baktığın için teşekkür ederim." Evliliğimizin gerçek olmadığını bilmesine rağmen.
Babası elimi sıkıca sıktı. "Birbirinize iyi bakın." Garip bir şekilde, kendi anne babamdan daha çok aile gibi hissettirdiler.
O gece, Cemre'yi eve bıraktım. Aramızdaki sessizlik ağırdı ama rahatsız edici değildi.
Dairenin içinde, misafir odasını işaret ettim. "Orada kalabilirsin," dedim nazikçe. "Sadece anne babam etraftayken rol yapmamız gerekiyor."
Cemre başını salladı. Ama uzaklaşmak yerine, yavaşça çantasını açtı.
"Bu gece bitmeden önce," diye fısıldadı, "görmen gereken bir şey var. Lütfen panik yapma."
Sonraki dakikalarda nefesimi tuttum. Cemre çantasının derinliklerinden buruşuk bir dergi sayfası ve eski görünümlü, kalın bir dosya çıkardı. Dosyanın üzerinde babamın şirketinin, yani Rıfat Holding'in amblemi vardı. Yanında ise bambaşka bir logo: yıllardır babamın en büyük rakibi olan, adını evde anmanın bile yasak olduğu o ünlü Karahanlı Şirketler Grubu'nun logosu.
Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. "Bu da ne?" diye fısıldadım.
Cemre derin bir nefes aldı. "Benim tam adım Cemre Karahanlı," dedi usulca. "O kafede sadece part-time çalışıyordum çünkü ailemden, özellikle de kendi babamın baskılarından kaçabileceğim tek yer orasıydı. Tıpkı senin gibi, benim de başımda bir 'mükemmel evlilik' belası vardı."
Kafamda parçalar hızla yerine oturuyordu. Düğünde annesinin yüzünün bana neden bu kadar tanıdık geldiğini şimdi anlıyordum. Onu yıllar önce bir iş dergisinin kapağında, "Yılın İş Kadını" olarak görmüştüm! Sadece saçları daha kısaydı ve o günkü gibi mütevazı değil, son derece şatafatlı giyinmişti. Annemin "En azından ailesi uygun giyinmiş" demesinin sebebi buydu; kaliteli kumaştan ve duruştan anlıyordu ama onları o kalabalığın içinde tanımamıştı.
Cemre düğün boyunca etrafındaki o yargılayıcı, yapmacık bakışların altında sadece şüphe duyuyordu; çünkü ailemin onun gerçek kimliğini anladığından ve bu evliliğin gizli bir iş anlaşmasına dönüşeceğinden korkmuştu. İnsanların fısıltıları, annemin o yapay gülümsemesi, hepsi ona bir tuzak gibi gelmişti.
"Sen..." diye kekeledim, "sen zenginsin. Hatta bizden bile daha zenginsin. Neden benimle evlenmeyi kabul ettin?"
Cemre hafifçe gülümsedi ama gözlerinde hala bir endişe vardı. "Ailem, beni kendi iş ortaklarının otuz beş yaşındaki kibirli oğluyla evlendirmek istiyordu. Henüz 18 yaşındayım Kerem, hayatımı onların hırsları için mahvedemezdim. İtiraz edince, tıpkı baban gibi beni de beş parasız sokağa atmakla tehdit ettiler. Kendi ayaklarım üzerinde durabileceğimi kanıtlamak için gizlice garsonluk yapmaya başlamıştım. O gün sen kafeye gelip bana bir yıllık sahte evlilik teklif edince... bunun her ikimiz için de mükemmel bir kaçış yolu olduğunu fark ettim. Eğer rakip firmanın 'sıradan bir garson' sandıkları varisiyle evlenirsem, ailem beni tamamen gözden çıkarır ve bana karışmaktan vazgeçerler diye düşündüm."
Ellerimi başımın arasına aldım, şaşkınlıktan kelimeleri toparlamakta zorlanıyordum. "Yani sen de beni kendi kaçış oyunun için kullandın."
"İkimiz de birbirimizi kurtardık diyelim," diye düzeltti Cemre dürüst bir tavırla. Sonra yatağın üzerine koyduğu kalın dosyayı işaret etti. "Ama asıl büyük sorun bu değil Kerem. Lütfen panik yapma demiştim, çünkü asıl şok edici olan şey bu dosyada. Burada babanın şirketiyle ilgili çok gizli finansal raporlar var."
Dosyayı elime aldım. Sayfaları hızla çevirdikçe mideme buz gibi bir yumruk oturmuş gibi hissettim. Bütün o lüks, şatafat, babamın bitmek bilmeyen telefon görüşmeleri, annemin kusursuz imaj çabası... Hepsi koca bir yalandı. Şirket iflasın eşiği değil, tam uçurumun kenarındaydı. Dağ gibi büyüyen borçlar, sessizce ipotek edilen mülkler ve artık geri ödenemeyen devasa krediler vardı.
"Baban," dedi Cemre yumuşak ve şefkatli bir sesle, "seni bir an önce zengin bir aileyle evlendirmek istiyordu çünkü holdingi kurtarmanın tek yolu, o evlilikle gelecek olan yüklü çeyiz ve ortaklık sermayesiydi. O yüzden benim gibi 'fakir bir garsonla' evlenmeni o kadar da şiddetle reddetmediler. Düğünü alelacele onayladılar çünkü aslında onlar da senin bu hamleni medyada 'Sıradan Birine Aşık Olan Mütevazı Genç' imajıyla parlatıp, şirketin itibarını halkın gözünde sempatikleştirerek bankalara karşı bir PR çalışmasına dönüştürmeyi planlıyorlar."
Duyduklarım karşısında odanın duvarları üzerime üstüme geliyordu. Hayatım boyunca bana dayatılan o 'mükemmel varis' rolü, aslında batmakta olan bir geminin kaptan köşkünde verilen sahte bir pozdan ibaretti. Benim mutluluğumu geçtim, hayatımı ve geleceğimi kendi hatalarını örtmek için resmen satılığa çıkarmışlardı.
Cemre yavaşça yanıma oturdu. 18 yaşında bir kızdan beklenmeyecek kadar derin bir olgunlukla omuzuma dokundu. "Düğün boyunca sadece şüphe içindeydim demiştim ya... Babamın bu evliliğe sessiz kalması, annemin sana sarılıp 'Ona baktığın için teşekkür ederim' demesi beni çok germişti. Çünkü onlar senin kim olduğunu, ailenin finansal olarak ne durumda olduğunu, adeta bir enkaza dönüştüğünüzü çok iyi biliyorlardı. Benim ailem, senin ailenin batışını zevkle izlerken, beni güvenli bir limana, yani kendi halinde çırpınan ve hiçbir şeyden haberi olmayan sana emanet edip oyunun dışına çıkarmayı tercih ettiler."
Ağır bir sessizlik odayı kapladı. İkimiz de, sözde birbirine düşman olan ama hırsları yüzünden gözü kör olmuş ailelerimizin piyonu olmuştuk. Fakat kaderin garip bir cilvesiyle, bu zalim satranç tahtasında birbirimizi bulmuş, birbirimizin çıkış yolu olmuştuk.
"Şimdi ne olacak?" diye sordum, sesimdeki hayal kırıklığına ve titremeye engel olamayarak. "Benim hiçbir şeyim yokmuş Cemre. Hiçbir şeyim."
Cemre omuz silkti, gözlerindeki o masum ama bir o kadar da kararlı ifadeyle gözlerimin içine baktı. "Bir sözleşme yaptık, hatırlıyor musun? Bir yıl boyunca evli kalacağız."
Acı bir kahkaha attım. "Görünüşe göre sözleşmenin sonunda sana ödeyecek o büyük tazminat param bile yokmuş. Ben tamamen meteliksizim."
Cemre ince parmaklarıyla elimi sımsıkı tuttu. "Benim senin parana ihtiyacım yok Kerem. Benim sadece özgürlüğe ihtiyacım vardı. Senin de kendi hayatın hakkındaki bu acı gerçeği görmeye ihtiyacın vardı. Bence şimdi o yalıya gidip, planladıkları o kusursuz ve acımasız oyunların nasıl başlarına yıkıldığını onlara gösterme zamanı."
O gece, o küçük misafir odasında, sadece kağıt üzerinde kalan sahte bir evliliğin temelleri değil, hayata karşı duruşumuzun ve gerçek bir isyanın temelleri atıldı. Ertesi sabah, henüz güneş yeni doğarken malikaneye gidip kahvaltı masasına oturduğumuzda, annem ve babam bizi her zamanki o sahte, plastikten gülücükleriyle karşıladılar. Babam her zamanki gibi telefonunu bırakıp, bir şirket CEO'su edasıyla bana "Artık sorumluluk sahibi evli bir adamsın," diyecekken, Cemre'nin yüzünde ufak bir tebessümle masanın tam ortasına koyduğu o kalın iflas dosyasını gördü.
O an, Rıfat ve Derya'nın yüzündeki o 'kusursuz' maskenin gürültüyle paramparça oluşunu izlemek, hayatım boyunca tattığım en büyük tatmindi. Sessizlikleri her şeyi itiraf ediyordu.
Ve tahmin edeceğiniz gibi, biz bir yılın sonunda boşanmadık. Cemre ailesinin ona dayattığı dünyayı tamamen elinin tersiyle itti, kendi holdingindeki küçük hisselerini satarak hayalini kurduğu o samimi, sıcak kafeyi gerçekten satın aldı. Ben ise ismimin getirdiği o zehirli ve sahte mirası tamamen reddedip, kendime sıfırdan, alın terimle temiz bir hayat kurdum. Ailemin o devasa, soğuk malikanesi birkaç ay içinde bankalar tarafından haczedilip boşaltıldığında, biz kendi küçük, kutu gibi evimizde, gerçek bir kahve kokusu eşliğinde huzurlu sabahlarımıza uyanıyorduk.
Bazen en büyük özgürlük, her şeyinizi kaybettiğinizi sandığınız o anın ta kendisidir.