Bir kadın, bir yolculuktan erken eve döndüğünde babasını dizlerinin üzerinde yerdeki evi silerken görür; bu sırada kayınvalidesi ona alay ederek şöyle der: “Bu ev bir çiftlik gibi kokuyor.”
Taksi gözden kaybolunca eve geri döndüm.
Fatma Hanım bana bakıp sırıttı.
—Baban gitti mi? Yazık, çok dağınıktı.
Sakin bir sesle cevap verdim:
—Evet gitti. Şimdi Murat’ı bekliyorum.
Ve onlar hiçbir şey anlamazken, ben çoktan oyunu kurmaya başlamıştım.
Murat o kapıdan içeri girdiğinde, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı…
BÖLÜM 2
Murat beşinci aramada açtı telefonu.
—Aşkım, nasılsın? Her şey yolunda mı? —dedi, yıllardır bana “sevgi” gibi gelen o yumuşak sesiyle.
—Evdeyim —dedim.
Bir sessizlik oldu. Ardından ani bir fren sesi duydum; arabayı birden durdurmuştu.
—Evde misin? Ne demek evde? Döndün mü?
—Erken bitirdim. Sana sürpriz yapmak istedim.
—Ha… sürpriz… —sesinde bir kırılma vardı— İşin? Şirket? Her şey normal mi?
Gülümsedim ama içimdeki hiçbir şey gülmüyordu. Korkuyordu.
—Aslında bu yüzden aradım. Sakin dinlemeni istiyorum. Bunu kimseye söylemeyeceksin. Annen de, Ayşe de dahil.
—Ne oldu?
Sesimi düşürdüm, sanki tehlikeli bir sır veriyormuşum gibi.
—Murat, hayatımız değişebilir.
Nefesi değişti.
—Ne diyorsun?
—Şirkette gizli bir proje var. İç Anadolu’da, Eskişehir’e yakın büyük bir sanayi bölgesi açılacak. Henüz açıklanmadı ama açıklandığında araziler üç katına çıkacak.
—Emin misin?
—Evet. Belgeleri gördüm. Ama ben para kullanamıyorum, şirket hesapları denetimde. İçeriden işlem gibi görünür. Ama sen alabilirsin.
Sessiz kaldı. Neredeyse gözlerinin parladığını hissedebiliyordum.
—Ne kadar lazım?
—Üniversiteden arkadaşım Zeynep’in orada birkaç arsası var. Borçları var, acil satıyor. Altı milyon liraya hepsini veriyor. Alan kişi kısa sürede üç kat kazanabilir.
—Altı milyon mu? —diye fısıldadı.
Açgözlülük sesine karıştı.
—Evet. Ama hızlı olmalı.
—Ben… üç milyon bulabilirim —dedi yavaşça.
Üç milyon. Babamın evinden aldığı para.
Dişlerimi sıktım ama sesim heyecanlı çıktı.
—Harika olur. Hemen başla. Ama kimseye söyleme. Şirket öğrenirse ben yanarım.
—Merak etme —dedi artık daha emin— Ben hallederim. Kocanım ya.
Telefonu kapattım ve hemen Zeynep’e yazdım. O gerçekten gayrimenkul danışmanıydı. Değeri düşük, geleceği olmayan ama tamamen yasal birkaç tarla elindeydi.
“Yem yutuldu. Geliyor. Planı aynen uygula.”
Zeynep sadece göz kırpan emoji gönderdi.
Murat o gün öğleden sonra Zeynep’in ofisine gitti.
Önce araziyi görmek istedi. Zeynep, bölgenin gelişeceğine dair söylentileri güçlendirmek için küçük bir dükkân sahibine “devlet araçları görüldü” dedirtmişti. Murat sadece duymak istediğini duydu.
Yarım saat sonra ofise girdi.
—Ben Murat. Elif’in eşiyim.
Zeynep soğuk bir yüzle dosyaları uzattı.
—Altı milyon. Hepsini alırsan tamam. Yoksa başkası var.
Murat okumadı bile. “Fırsat” kelimesi gözlerini kör etmişti.
Babamdan aldığı üç milyonla iki araziyi peşin aldı, diğerlerini kapora ile ayırdı.
İmzayı attığında yüzünde zafer vardı.
Sanki zenginliğin kapısını açmıştı.
Ama eve dönerken hesap tutmadı. Üç milyon daha gerekiyordu.
O gece eve erken geldi. Ben odadaydım, dinleniyormuş gibi yaptım. Alt katta hızlı adımlarını duydum. Bana gelmedi. Doğrudan annesinin odasına girdi.
Sessizce aşağı indim, kapının kenarında durdum.
—Anne, Ayşe, iyi dinleyin —dedi Murat— Bunu Elif bilmeyecek.
—Ne yaptın yine? —diye sordu Fatma Hanım.
—Kötü bir şey değil. Aksine. Hayatımızın fırsatı. Elif’in işinden bir bilgi geldi. Araziler değer kazanacak. Ben bir kısmını aldım ama tamamlamak için üç milyon daha lazım.
—Üç milyon mu? —Ayşe sinirle güldü— Nereden bulacağız?
Murat sesi daha da düşürdü.
—Bodrumdaki evden.
O an içimdeki hava bile soğudu.
—Bizim ev mi? —dedi Fatma Hanım— O ev babanın değil mi?
—Anne, ben senin oğlunum. Zaten eninde sonunda bana kalacak. Şimdi satarız, sana daha büyüğünü alırım. Hizmetçi, araba, tatil… artık kimseye muhtaç olmazsın.
Sessizlik uzadı.
Murat doğru noktaya basıyordu. Fatma Hanım yıllardır bana bağımlı yaşamaktan nefret ediyordu.
Ayşe ilk bozulan oldu.
—Haklı aslında. Elif hep güçlü gibi davranıyor. Murat kazanırsa dengeler değişir.
—Zaman yok —dedi Murat— Kaçırırsak biter.
Ertesi gün Fatma Hanım ve Ayşe Bodrum’a “hasta akraba” bahanesiyle gittiler. Evi değerinin altında satıp parayı hemen aldılar. Üç milyon lira.
Murat parayı aldığında yüzü parlıyordu.
Ev artık bir savaş alanına dönmüştü.
Fatma Hanım artık maskesini bırakmıştı.
—Elif, çorba tatsız —dedi bir akşam— İşlerin bozuldu ya, evine bakmayı da öğren. Para gider gelir ama iyi bir kadın olamazsan hiçbir şey olmaz.
Ayşe güldü.
—Murat yükselince senin o “patron” havan kalmayacak.
Sessizce sofrayı topladım.
—Haklı olabilirsiniz —dedim sakin— Belki yakında her şey değişir.
Onlar bunun teslimiyet olduğunu sandı.
Ama ben Zeynep’ten gelen mesajı çoktan almıştım:
“İmzalar tamam. Ödemeler yapıldı. Araziler Murat’ın üzerine geçti. Fazla parayı sana gönderdim.”
Paranın bir kısmı bana geçti. Babamın evi için gerekli olan üç milyon hazırdı. Her şey yasaldı. Kimse kandırılmadı; Murat sadece açgözlülüğüyle kendi tuzağını kurmuştu.
Ama düşüş henüz başlamamıştı.
Beşinci günün gecesi Murat eve bir dosyayla girdi.
—Aile —dedi gururla— artık Elif’in gölgesinde yaşamayacağız.
Fatma Hanım alkışladı. Ayşe bile şarap açtı.
Ben mutfaktan izliyordum.
—Gerçekten mi Murat?
Bana baktı, küçümseyerek.
—Artık bu evde erkek kimmiş göreceksin.
Tam kadehini kaldırdığı anda telefonum çaldı.
Avukatım arıyordu.
Hoparlöre aldım.
—Elif —dedi— yarın sabah babanın evini geri almak için işlemleri başlatıyoruz. Ayrıca Murat hakkında dolandırıcılık davası hazır.
Murat’ın yüzü bembeyaz oldu.
Fatma Hanım kadehi düşürdü.
Ayşe ilk kez sustu.
—Ne dedin? —diye fısıldadı Murat.
Sakin bir şekilde gülümsedim.
—Babamdan çaldığın üç milyon hakkında konuşacağız.
Ve o an anladılar…
Oyunu başlatan da bitiren de her zaman ben olmuştum.
BÖLÜM 3
—Elif, bunu düzeltebiliriz —dedi Murat, dosyayı masaya bırakırken sesi titriyordu—. Büyütme bunu.
İçimden gelen bir kahkahayla güldüm.
—Büyütmek mi? Karını “gözaltında” diye yalan söyleyip yaşlı bir adamın evini elinden almak buna mı deniyor?
Fatma Hanım eliyle göğsünü tuttu.
—Ne diyorsun sen?
Ona baktım.
—Oğlunuz babamı aradı. Benim şirket yüzünden sorun yaşadığımı söyledi. Sonra da onu ikna edip vekâlet aldırdı. O parayla da sizin kutladığınız “yatırımları” yaptı.
Ayşe hızla Murat’a döndü.
—O üç milyon… fabrikadan aldığını söylediğin para mıydı?
Murat cevap vermedi.
Gerek yoktu.
Fatma Hanım yavaşça sandalyeye oturdu. Yüzünde utanç, korku ve yönünü bulamayan bir öfke vardı.
—Murat… sen bunu mu yaptın?
—Hepimiz için yaptım! —diye bağırdı— Parayı katlayacaktım! Babanın evini geri alacaktım! Elif’e de herkesin önünde gücümü gösterecektim!
—Bizim evimizi geri almak mı? —Ayşe ayağa kalktı— Sen bizim aile evimizi sattırdın!
—Siz kabul ettiniz! —diye bağırdı— Kimse sizi zorlamadı! Parayı istediniz, rahat hayat istediniz!
Gerçek, en sert haliyle ortadaydı.
Fatma Hanım ağlamaya başladı ama bu bir pişmanlık ağlaması değildi. Kaybettikleri evin, kırılan gururun ve oğlunun onu da kullandığını fark etmenin çöküşüydü.
—Murat —dedim— araziler var. Adına kayıtlı. Tebrik ederim. Değersiz, yıllardır bekleyen ve asla imar gelmeyecek tarlalar aldın. Kimse sana üç katını ödemeyecek.
Bana öfkeyle baktı.
—Beni tuzağa düşürdün.
—Hayır. Sana bir hikâye verdim. Açgözlülüğü, çalıntı parayı ve imzayı sen ekledin.
—Zeynep beni kandırdı!
—Zeynep sana gerçek tapuları gösterdi. Sen okumadın. Araştırmadın. Sadece “para” kelimesini duydun ve koştun.
Murat üzerime yürüdü ama yerimden kıpırdamadım.
—Dikkat et —dedim— Avukatım tüm belgeleri, mesajları ve banka hareketlerini aldı. Babamın ifadesi de var. Bir adım daha atarsan bu iş karakolda biter.
Durdu.
O “güçlü koca” maskesi tamamen düştü. Karşımda artık kibirli bir adam değil, açgözlülüğü yüzünden küçülmüş bir yabancı vardı.
—Ne istiyorsun? —diye sordu sonunda.
—Yarın bankaya gidiyoruz. Babamın borcu kapanacak ve evi geri alınacak. Sonra boşanma belgelerini imzalayacaksın. Ve siz—sen, annen ve Ayşe— bu evden gideceksiniz.
Fatma Hanım başını kaldırdı.
—Biz mi?
—Babam sizin evinizde dizlerinin üzerinde temizlik yaparken siz koltukta oturuyordunuz. Uğruna güldünüz. Sonra kendi evinizi bile sattınız. Şimdi bana merhamet beklemeyin.
Ayşe dudaklarını sıktı.
—Ama gidecek yerimiz yok.
—Beş tane arsanız var —dedim—. Murat’a sorun, büyük fırsatlarla nasıl yaşanırmış.
Sessizlik odanın üzerine çöktü.
Ertesi sabah Murat bankaya geldi. Artık bir iş adamı gibi yürümüyordu. Suçlu gibi yürüyordu. Avukatım evrakları hazırlamıştı. Ben de babamın evini kurtarmak için gerekli üç milyon lirayı getirmiştim. Murat ayrıca borcu kabul ettiğini gösteren belgeleri imzalamak zorunda kaldı.
Babam da geldi. Tapunun serbest bırakıldığını gösteren belgeyi eline aldığında sanki annemin fotoğrafına bakıyormuş gibi tuttu.
—Kızım —dedi sesi titreyerek— beni affet. Neredeyse her şeyi kaybediyorduk.
Ona sarıldım.
—Hayır baba. Suç, seven değil; sevgiyi kullananındır.
Murat hiçbir şey demedi. Özür de dilemedi. Onun gibiler genelde dilemezdi.
O hafta boşanma sürecini başlattım.
Eşyalarını odadan çıkardım, kilitleri değiştirdim. Fatma Hanım ve Ayşe, Murat’la birlikte şehrin dışındaki küçük bir eve taşındı. Ellerinde kalan para neredeyse yoktu. Satmaya çalıştıkları arsalar ise kimsenin ilgisini çekmedi. Çünkü o “büyük proje” sadece Murat’ın açgözlülüğünde vardı.
Ayşe haftalar sonra mesaj attı:
“Annem çok üzgün. Yardım edemez misin? Paran var.”
İki kez okudum.
Sonra cevap verdim:
“Benim babam yerde diz çöküyordu. Sizin anneniz koltukta güldü. Artık bana yazmayın.”
Numarayı engelledim.
Zaman geçti.
Babam yeniden gülümsedi. Onun evini onarttım. Gösteriş için değil; bir daha kimsenin o evde onu küçümseyememesi için. Bahçeye bir sandalye koydu, annemin hatırasını orada yaşattı.
Bir pazar onu ziyarete gittim. Eski bir fotoğrafa bakıyordu.
—Sen hep dik kafalıydın —dedi gülümseyerek.
—Hayır baba. Senden öğrendim.
Başını salladı.
—Ben susmayı öğrendim.
—Hayır —dedim— sen beni korumaya çalıştın. Zayıflık bu değil. Zayıflık, güveneni kullanmaktır.
Güneş bahçeye vuruyordu.
—Murat ne oldu?
—Bilmiyorum —dedim— ve artık umurumda değil.
Ve gerçekten de değildi.
Yıllarca aileyi korumanın, her şeyi taşımak ve susmak olduğunu sandım. Ama o gün anladım: Bir evin içinde onur yoksa, orası yuva değil; sessiz bir hapishanedir.
Murat para, ev, aile ve saygıyı kaybetti. Annesi ve kız kardeşi de onunla birlikte çöktü.
Ben ise en büyük kaybı değil, en büyük kazancı yaşadım.
Sesimi geri aldım.
Ve bu hikâye bir erkeğin hırsını yenmemle ilgili değil.
Bir insanın, sevgi adına kendini feda etmeyi bırakmasıyla ilgili.
Çünkü gerçekten seven biri, senden aileni feda etmeni istemez.
Ve hiçbir ev, içinde sevdiklerin aşağılanıyorsa, yaşanmaya değmez.