Düğün Gecesi Beni Satın Alınmış Kadın Sandı; Sabah Çarşaftaki Kanı Görünce, Annesinin Ona Söylediği Her Şeyin Yalan Olduğunu Anladı
BÖLÜM 1
Kontrol eden.
Emir veren.
Bir odaya girmeden önce bile orayı kendi malı sayan bir kadının sesi.
Kaan hâlâ bana bakıyordu.
Elindeki telefon yarım kalmıştı.
“Annem burada ne arıyor?” diye fısıldadı.
“Bunu bana mı soruyorsun?”
Kapı üçüncü kez vuruldu.
“Gelin hanım çok yorulduysa söyleyin. Doktoru ben ayarlatırım.”
O cümleyi duyunca içim buz kesti.
Doktor.
Kontrol.
Kanıt.
Sanki ben insan değil, satın alınmış bir anlaşmanın teslim belgesiydim.
Kaan kapıya yürüdü.
Ben çarşafı üzerime çektim.
Başım dönüyordu.
Ağrı vardı ama asıl acı bedenimde değildi.
Kaan kapıyı araladı.
“Anne, şimdi olmaz.”
Süreyya Hanım hiç beklemeden içeri girmeye çalıştı.
“Ne demek olmaz? Sabah oldu. Aşağıda aile bekliyor. Ayrıca…”
Cümlesi yarım kaldı.
Çünkü gözleri yataktaki kırmızı lekeye kaydı.
Yüzünde önce şaşkınlık, sonra garip bir memnuniyet belirdi.
İşte o ifade, beni her şeyden daha çok yaraladı.
Bir kadının başka bir kadının acısında zafer araması kadar çirkin çok az şey vardır.
“Demek sonunda,” dedi.
Kaan’ın sesi sertleşti.
“Anne.”
Süreyya Hanım ona bakmadı bile.
Bana baktı.
“En azından bu konuda yalan söylememişsin.”
Kaan bir anda dondu.
“Ne demek bu?”
Süreyya Hanım yüzünü toparladı.
Ama geç kalmıştı.
O cümlenin içinden sakladığı şey sızmıştı.
Kaan kapıyı kapattı.
“Ne demek bu anne?”
“Şimdi bunu konuşmanın zamanı değil.”
“Tam zamanı.”
Süreyya Hanım’ın bakışı sertleşti.
“Ben bu evliliği senin için yaptım. Şirketin itibarı, ailenin geleceği, senin sorumlulukların…”
“Bana Defne hakkında ne söyledin?”
Süreyya Hanım bir an sustu.
Ben doğrulmaya çalıştım ama ağrı yüzünden nefesim kesildi.
Kaan bana döndü.
“Lütfen kıpırdama.”
Bu “lütfen” kelimesi ondan ilk kez böyle çıktı.
Emir gibi değil.
Korku gibi.
Süreyya Hanım bundan hoşlanmadı.
“Abartma Kaan. Kadınlar böyle şeyleri dramatize eder.”
Kaan’ın gözleri ona döndü.
“Ben sana ne sordum?”
O an odadaki güç dengesi değişti.
Süreyya Hanım bunu fark etti.
Yüzündeki ifade sertleşti.
“Ben sana onun ailesinin zor durumda olduğunu söyledim. Babasının ameliyatı için para gerektiğini söyledim. Bunun karşılığında da bu evliliği kabul ettiğini söyledim.”
“Bana başka ne söyledin?”
Sessizlik.
Kaan yavaşça yaklaştı.
“Bana Defne’nin paraya alışık, hesapçı, böyle anlaşmaları iyi bilen biri olduğunu söyledin. Bana onun masum olmadığını söyledin. Bana bu evliliği kullanacağını söyledin.”
Süreyya Hanım dudaklarını sıktı.
“Erkek evladımı korumak zorundayım.”
Ben dayanamadım.
Güldüm.
Sesim kırık çıktı.
“Beni satın alıp sonra oğlunu benden koruduğunu mu sanıyorsunuz?”
Süreyya Hanım bana döndü.
“Seninle muhatap olmuyorum.”
“Olacaksınız,” dedim. “Çünkü babamın ameliyat parasını masaya koyup beni bu evliliğe zorlayan sizsiniz.”
Kaan’ın yüzü değişti.
“Zorlamak?”
Bana baktı.
“Bana bunu dün söyledin ama…”
“İnanmadın,” dedim.
Başını eğdi.
Bu, özür değildi.
Ama ilk kez inkâr da değildi.
Süreyya Hanım hemen araya girdi.
“Kimse onu zorlamadı. Babası zaten umutsuz durumdaydı. Biz sadece yardım ettik.”
“Hayır,” dedim. “Yardım şartsız olur. Siz şart koydunuz.”
“O parayı almasaydın.”
“Babam ölecekti.”
Süreyya Hanım soğukça omuz silkti.
“Hayatta herkes bir seçim yapar.”
Kaan sanki annesini ilk kez görüyordu.
“Sen gerçekten böyle mi düşünüyorsun?”
“Ben senin hayatını korudum.”
“Hayır,” dedi Kaan. “Benim hayatımı yönetmeye çalıştın.”
O an kapı yeniden çaldı.
Bu kez otel görevlisinin sesi geldi.
“Efendim, doktor çağırmamız istenmişti.”
Süreyya Hanım hemen kapıya yöneldi.
“Ben çağırdım.”
Ben korkuyla Kaan’a baktım.
“Hayır.”
Kaan bu kez annesinin önüne geçti.
“Doktor içeri girecek. Ama annem çıkacak.”
Süreyya Hanım inanamadı.
“Ne?”
“Çıkacaksın.”
“Bana bunu söyleyemezsin.”
“Az önce karım kanarken onun üzerinden hesap yapmaya çalıştın. Evet, söyleyebilirim.”
Karım.
O kelimeyi ilk kez hakaret gibi değil, sorumluluk gibi söyledi.
Ama içim yumuşamadı.
Çünkü çok geç kalmış bir kelime, kanı hemen durdurmaz.
Süreyya Hanım öfkeyle çıktı.
Doktor geldi.
Orta yaşlı, sakin bir kadındı.
Beni muayene etti.
Kaan kapının dışında bekledi.
İlk kez kendiliğinden çıktı.
Bana alan verdi.
Doktor ciddi ama yumuşak konuştu.
“Bazı yırtılmalar var. Panik yapmayın ama dinlenmeniz gerekiyor. Kanama kontrol altına alınmalı. Bir de…”
Gözlerime baktı.
“Bunun rıza dışı olup olmadığını sormak zorundayım.”
Boğazım düğümlendi.
Bu soruyu duymak bile içimde başka bir yer açtı.
“Hayır,” dedim yavaşça. “Ben hayır demedim. Ama… hiçbir şey olması gerektiği gibi değildi.”
Doktor başını salladı.
“Bazen beden kadar ruh da örselenmiş olur. Bunu küçümsemeyin.”
Gözlerim doldu.
Çünkü o gece ilk kez biri beni bir anlaşma, bir gelin, bir leke, bir tehdit olarak değil; insan olarak görmüştü grsele ilerleyin devamı sonraki syfada....