İlk aşkım 17. doğum günümde boğularak öldü

—Aylin… Güzelim, dedi yavaşça yaklaşırken. —Delilik yapıyorsun. O adam sana yalan söyledi.

—Cem yalan söylemedi Hakan. Kamerada her şeyi gördüm. Onu sen öldürdün. Otuz yılımı, gençliğimi benden çaldın!

Hakan şemsiyesini kenara attı. Yüzündeki o şefkat maskesi anında düştü. Gözlerinde saf bir karanlık belirdi.
—Evet! diye bağırdı yağmurun sesini bastırarak. —Ben yaptım! Çünkü o bir hiçti! Ben sana dünyaları verebilirdim! Ama sen o çulsuzun peşinde koşuyordun. Gözün benden başkasını görmesin istedim!

Üzerime doğru bir adım attı.
—Şimdi o kaseti bana ver. O kızın hayatını da senin hayatını da bağışlayayım. Yoksa…

—Yoksa ne yaparsın? Beni de mi suya itersin?
Elini beline attı, metalin parıltısını gördüm. Ama ondan daha hızlı davrandım. Torpidodan aldığım silahı doğrultup emniyetini açtım.
—Yaklaşma.

Hakan donup kaldı. Gülümsedi. —Beni vuramazsın Aylin. Sen karıncayı bile incitemezsin.

—On yedi yaşındaki Aylin incitemezdi, dedim buz gibi bir sesle. —Ama bugünkü Aylin’in kaybedecek hiçbir şeyi kalmadı.

O sırada uzaktan yankılanan siren sesleri duyuldu. Kırmızı ve mavi ışıklar gecenin karanlığını delerek bize doğru yaklaşıyordu. Deniz kaseti polise ulaştırmış olmalıydı.

Hakan’ın yüzündeki kibir, yerini dehşete bıraktı. Etrafına bakındı, kaçacak yeri olmadığını anladı. Polis araçları etrafımızı sararken silahı yavaşça yere indirdim.

Memurlar Hakan’ı yere yatırıp kelepçelerken, o bana bakarak bağırıyordu.
—Aylin! Aylin beni bırakma!

Gözlerinin içine baktım ve otuz yıldır duymak istediğim o cümleyi fısıldadım:
—Akıntı çok güçlü Hakan. Yapacak hiçbir şey yok.

Bir hafta sonra.

Deniz’le birlikte küçük bir sahil kasabasının mezarlığındaydık. Cem’in, yani yıllarca "Ali" adıyla yaşadığı adamın gerçek mezarının başında. Nehrin kıyısında boş bir tabutla yaptığım sahte mezarın aksine, bu mezar deniz manzaralıydı. Üstünde bembeyaz karanfiller vardı.

Toprağa dokundum. Otuz yıl boyunca hissettiğim o boğulma hissi nihayet göğsümden silinip gitmişti. Artık nefes alabiliyordum.

Deniz yanıma çöküp başını omzuma yasladı. Yağmurluğu artık ıslak değildi; güneş pırıl pırıl parlıyordu.

Geçmiş, ne kadar derine gömülürse gömülsün, bir gün yüzeye çıkmaya mahkumdu. Nehir her şeyi almıştı, evet. Ama otuz yıl sonra, denizi bana geri vermişti.

Ayağa kalktık. Deniz’in elini sımsıkı tuttum ve arkamıza bir daha bakmadan, yeni hayatımıza doğru yürümeye başladık.

FOTO GALERİLER