“İlkinde yorgunluk sandım, ikincisinde rujumun dağıldığını gördüm, üçüncüsünde çantama bir ses kayıt cihazı gizledim
BÖLÜM 1
Benim adım Elif Yılmaz, 28 yaşındayım ve İstanbul’da bir denetim firmasında muhasebeci olarak çalışıyorum. Hayatım her zaman düzenliydi: rakamlar, vergi kapanışları, sert kahve ve uzun çalışma saatleri. Bu yüzden kayınvalidemlerin evinde yemek yedikten sonra kendimi tuhaf bir şekilde halsiz hissetmeye başladığımda, herkes bunu yorgunluğa bağladı.
Eşim Mert Demir, benimle 3 yıldır evliydi. İnşaat mühendisiydi ve özel projelerde çalışıyordu; ancak herkes onun asıl gücünün babası olduğunu bilirdi. Babası Haluk Demir, belediyede imar işlerinden sorumlu güçlü bir müdürdü. Kayınvalidem Fatma Hanım ise sessiz, her zaman derli toplu, sabahları tesbih çeken ve sanki bir orduyu doyurur gibi yemek hazırlayan bir kadındı.
Evlenmemizden beri bir kural vardı: her ayın ilk cumartesi günü mutlaka onların evinde aile yemeği yenirdi.
“Aile pazarlık konusu değildir,” derdi Haluk Demir.
İlk kez nisan ayında oldu. Fatma Hanım et suyuna çorba, pilav ve vişne şerbeti hazırlamıştı. Haluk Demir bana bizzat bir kase çorba uzattı.
—Ye kızım. Çok solgun görünüyorsun. Çok çalışan kadınlar çabuk tükenir.
On dakika sonra yemek odası benden uzaklaşmaya başladı. Mert’in sesi sanki suyun altından geliyordu.
—Elif, bembeyaz oldun.
Kalkmaya çalıştım ama bacaklarım tutmadı. Mert beni misafir odaya götürdü. Üç saat sonra uyandım; ağzım kupkuruydu, bluzum düzensizdi ve bileklerimde tuhaf bir ağrı vardı.
—Tansiyonun düşmüş —dedi Mert, gülümseyerek—. Kahvaltı yapmıyorsun ya, ondan.
İnandım. Ya da inanmak istedim.
Bir ay sonra yine oldu. Bu kez Haluk Demir’in ısrarla içirdiği bir bardak vişne şerbetinden sonra. Uyandığımda rujum dağılmıştı, saçım karışıktı ve sanki birisi bana gereğinden fazla yaklaşmış gibi bir his vardı.
—Neden gömleğim böyle? —diye sordum.
Mert bana bakmadı bile.
—Uykuda hareket etmişsin. Sen böylesin zaten.
Ama ben böyle biri değildim.
Haziran ayında bir şey denemeye karar verdim. Gitmeden önce aynanın karşısında fotoğraf çektim: beyaz gömlek, düzgün düğmeler, saat yerinde. Ayrıca bileğimin altına kalemle küçük bir nokta koydum.
Yemekte çorbayı içiyormuş gibi yaptım ama dudaklarımı bile ıslatmadım. Çorbanın içindeki acımsı kokuyu alınca kendimi kötü hissettim ve bayılma numarası yaptım.
Mert beni her zamanki odaya götürdü. Ben gözlerimi kapalı tuttum. Devamı snraki syfada..