Kızım, kemoterapi yüzünden dökülen saçlarım için kendi saçlarını kestirip bana peruk yaptırdı. Ertesi gün ise okuldan gelen telefonla dünyam başıma yıkıldı: “Polis kızınızı arıyor, hemen okula gelin!”

"Aslında söylemem gereken başka bir şey daha var."

Herkes yeniden ona döndü.

"Dün Zeynep saçlarını kestirdiğinde neden yaptığını anlattı. Hepimiz ağladık. Salondaki müşteriler de duydu."

Zeynep utançla başını eğdi.

Kadın gülümsedi.

"İçlerinden biri gizlice kasaya para bıraktı. Bir diğeri kanser hastaları için çalışan bir vakfın numarasını verdi. Başka biri de tedavi masraflarına destek olmak istedi."

Ne dediğini anlamaya çalışıyordum.

Kadın çantayı masanın üzerine koydu.

"Bu çantanın içinde sizin adınıza hazırlanan gerçek saçtan iki peruk var. Ayrıca bakım ürünleri ve birkaç zarf."

Zarfları açtığımda gözlerim doldu.

Birinde market kartı vardı.

Diğerinde tedavi masraflarım için toplanan bağış makbuzları bulunuyordu.

En son zarfın içinde ise küçük bir not vardı.

"Bir annenin gülümsemesi, dünyanın en güzel saçından daha değerlidir."

Artık gözyaşlarımı tutamıyordum.

Okuldaki öğretmenler de bu olayı öğrenmişti. Birkaç gün içinde öğrenciler kendi aralarında yardım kampanyası başlattılar. Kimi harçlığını verdi, kimi atkı ördü, kimi moral kartları hazırladı.

Mahallemiz de sessiz kalmadı.

Komşular her hafta bize yemek getirmeye başladı.

Bir berber ücretsiz saç bakımı teklif etti.

Yerel bir işletme, kemoterapi günlerinde beni hastaneye ücretsiz götürüp getireceğini söyledi.

İnsanların iyiliği, hastalığın yükünü ilk kez hafifletmişti.

Aylar sonra tedavimin son kemoterapisine girdim.

Doktorum sonuçları incelerken yüzündeki gülümsemeyi fark ettim.

"Tedaviye çok iyi yanıt verdiniz." dedi.

"Oluşumların büyük bölümü tamamen kaybolmuş."

O an Zeynep elimden öyle sıkı tuttu ki parmaklarım uyuştu.

Hastaneden çıktığımızda ilk işimiz deniz kenarına gitmek oldu.

Rüzgâr yeni çıkmaya başlayan saçlarımı hafifçe dalgalandırıyordu.

Başımda artık peruk yoktu.

İhtiyacım da kalmamıştı.

Zeynep bana bakıp gülümsedi.

"Anne, saçların yeniden çıkıyor."

Ben de onun yavaş yavaş uzamaya başlayan saçlarını okşadım.

"Senin sevgin hiç dökülmedi ki kızım."

Aradan iki yıl geçti.

Saçlarım eskisinden daha gür çıktı.

Zeynep ise okulunu dereceyle bitirdi. Üniversitede psikoloji okumaya karar verdi.

"Neden psikoloji?" diye sorduklarında tek bir cevap veriyordu.

"En zor günümüzde bize uzanan bir el, hayatımızı değiştirdi. Ben de insanların en karanlık günlerinde yanlarında olmak istiyorum."

O gün mezuniyet töreninde onu izlerken, yıllar önce okul müdürünün odasında yaşadığım korkuyu hatırladım.

O telefon geldiğinde kızımı kaybedeceğimi sanmıştım.

Oysa o gün öğrendiğim en büyük gerçek bambaşkaydı.

İnsan bazen en büyük mucizenin hastalığı yenmek olduğunu düşünür.

Ama asıl mucize, umudunu kaybettiğin anda hiç tanımadığın insanların sana yeniden yaşama gücü vermesidir.

Ve ben, kanseri yenen bir kadın olmadan önce, kızının sevgisi sayesinde yeniden ayağa kalkmayı öğrenen bir anne olmuştum.

FOTO GALERİLER