Bilmeceler.org
  • Anasayfa
  • Genel
  • Bilgi
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Kategoriler

Haber Kategorileri

  • Anasayfa
  • Bilgi
  • Foto Galeri
  • Genel

Galeri Kategorileri

  • Galeri kategorisi yok

Doğumdan Sonra Kocam Bebeğimizin Yüzünü Gördüğün An

Yazar: • 06.04.2026 03:03

Doğumdan Sonra Kocam Bebeğimizin Yüzünü Görene Kadar Her Şey Normaldi! Gece Gizlice Evden Çıkınca Onu Takip Ettim ve Duyduklarımla Karşısında Kendimi Kaybettim..

Ben 33 yaşında genç bir anneyim ve o gün neredeyse doğumdan sağ çıkamıyordum. Aşırı kan kaybı, çalan acil durum alarmları, doktorların telaşlı fısıltıları... Kocam Tarık'ın elini sımsıkı tutarken o masada öleceğimi sanmıştım. Sonra gözlerimi açtım.

Kızımız Defne'yi kucağıma verdiler. Minik ve kusursuzdu. "Onu kucağına almak ister misin?" diye sordum. Tarık usulca başını salladı ve bebeğimize uzandı.

Ama ona gerçekten baktığı an, kızımızın yüzünü gördüğü o ilk saniye kocamda bir şeyler tamamen değişti. Gözlerinde şefkat yerine sadece korku ve panik vardı. Bir şeyler... çok yanlıştı. "Mükemmel," diye fısıldadı ama bu kelime dudaklarından dökülürken hiç de inandırıcı değildi.

O günden sonra Tarık bir daha asla eskisi gibi olmadı. Aramızdaki neşe ve o sıcaklık tamamen bitti. Sadece uzak bir köşeden sessizce kızımızı izliyordu. Sanki bana söyleyemediği, o masum yüzün altında yatan karanlık bir anlam varmış gibiydi.

Sonra o tuhaf geceler başladı. Geç saatlerde, sessizce, anlamsız bahaneler uydurarak evden çıkıp gitmeye başladı. Bir gece kapının kapanma sesini duyduğumda artık çıldırmak üzereydim. Arabanın anahtarını aldığım gibi gecenin o kör karanlığında, sağanak yağmurun altında onu gizlice takip ettim.

Bir saatten fazla araba kullandı ve şehrin dışında ıssız bir yere sapıp yıkık dökük, terk edilmiş eski bir evin önünde durdu. Sırılsıklam olmuş bir halde, korkudan titreyerek arabamdan indim.

"Tarık... NELER OLUYOR BURADA?!" diye bağırdım.

Bana doğru döndü. Yemin ederim ki hayatım boyunca kocamın gözlerinde böyle bir bakış görmemiştim. Kapana kısılmış gibiydi. Sanki o an ikimiz için de her şeyin sonu gelmişti.

"HÂLÂ ANLAMADIN MI?!" diye kükredi yüzüme karşı.

Sonra omuzları düştü, daha fazla dayanamadı. Oracıkta, o şiddetli yağmurun altında çamurların içine yığılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Çamurun içine diz çöktüğünde o iri yarı adam gitmiş, yerine karanlıktan korkan çaresiz bir çocuk gelmişti sanki. Gözyaşları yağmura karışırken, titreyen elleriyle eski, is kokan o yıkık dökük evi işaret etti.

"Burası..." dedi kesik kesik nefes alarak. "On yıl önce... Benim eski hayatım. Benim cehennemim."

Anlatacaklarını dinlerken kalbimin yavaşladığını, sanki zamanın durduğunu hissettim. Tarık benimle tanışmadan çok önce, bana gençlik yıllarında tüm ailesini bir trafik kazasında kaybettiğini söylemişti. Meğer o kaza koca bir yalanmış.

"Benim bir kızım daha vardı," diye fısıldadı karanlığa doğru. Sesindeki o saf, işlenmemiş acı o kadar derindi ki ruhumun çekildiğini hissettim. "Daha üç yaşındaydı. Adı Rüya'ydı. Bu evde yaşıyorduk. O gece... Sobadan sıçrayan ufacık bir kıvılcım her şeyi başlattı. Ben derin bir uykudaydım. Uyandığımda alevler her yeri sarmıştı. Onu kurtaramadım... Kendi canımdan olanı o alevlerin arasından çekip alamadım. İtfaiye geldiğinde geriye sadece küller ve bu yıkık duvarlar kalmıştı."

Nefesim kesilmişti. Kocam, yıllarca bu korkunç travmayı kalbinde kilitli tutmuş, bana tek kelime bile etmemişti. Ama bunun bizim yeni doğan, masum bebeğimiz Defne ile ne ilgisi vardı? Neden ona baktığında bu kadar dehşete düşmüştü?

"Defne doğduğunda..." diye mırıldandım titreyerek. "Ona baktığında neden öyle korktun Tarık? O sadece bir bebek."

Tarık başını yavaşça çamurdan kaldırdı. Gözleri kan çanağı gibiydi. Cebinden naylon bir poşete sarılı, kenarları yanık, eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafı titreyen elleriyle bana uzattı. Telefonumun flaşını açıp o sararmış kareye baktığımda kanım dondu.

Fotoğraftaki küçük kız çocuğu... Yüz hatları, o hafif çekik gözleri, dudak yapısı... Bizim Defne'mizin kopyasıydı adeta. Ancak beni asıl dehşete düşüren, beni olduğum yere mıhlayan detay bu değildi. Fotoğraftaki küçük kızın sol kaşının hemen üzerinde, küçük, yaprak şeklinde kırmızımsı bir doğum lekesi vardı.

Aynı leke... Birebir aynı yerde, aynı şekilde bizim kızımız Defne'nin yüzünde de vardı. Doktorlar doğumda bunun çok nadir görülen zararsız bir cilt lekesi olduğunu söylemişlerdi.

"Gördün mü?" diyerek hıçkırdı Tarık. "O geri döndü. Benim koruyamadığım, alevlerin içinde bıraktığım melek, senin bedeninle, senin canınla bana geri döndü. O doğumhanede yüzündeki o lekeyi, o gözleri gördüğümde aklımı kaçıracağımı sandım. Ya onu da koruyamazsam? Ya benim yüzümden ona da bir şey olursa? Benim gibi lanetli bir adamın ona dokunmaya, onu sevmeye hakkı yok! O yüzden geceleri buraya gelip onun ruhundan özür diliyordum. Ben sizi hak etmiyorum..."

Sözleri, yağan o şiddetli yağmurun gürültüsünü bile bastıracak kadar ağırdı. Yıllarca saklanan bir sır, korkunç bir suçluluk duygusu ve tesadüfün böylesine tüyler ürpertici bir oyunu... Yağmur iliklerime kadar işlemişti ama üşüdüğümü hissetmiyordum. Karşımda yatan bu yıkık adama, hayatımın aşkına baktım. Ona kızmalı mıydım? Benden böyle bir geçmişi sakladığı için bağırıp çağırmalı mıydım?

Hayır.

Yavaşça dizlerimin üzerine çöktüm. Çamura bulanmış pantolonumu umursamadan kollarımı onun boynuna doladım. O koca adam göğsüme başını yaslayıp, yıllardır tuttuğu tüm zehri, tüm acıyı haykırarak ağlarken ben sadece ıslak saçlarını okşadım. Devamı için sonraki sayfaya geçiniz..

← Önceki
1 / 2
Sonraki →

© 2026 Bilmeceler.org. Tüm hakları saklıdır.

Oluşturma: WordPress