Duyduklarım karşısında dizlerimin bağı tamamen çözüldü. Koskoca dünya etrafımda fırıldak gibi dönmeye başladı. Sırtımı o soğuk duvara yaslayarak zorlukla ayakta kalabildim. Yıllarca soframıza oturan, güldüğümüzde bizimle gülen, kocamın cenazesinde en ön safta hıçkırıklara boğulan adam, aslında kocamın katiliydi. Ve şimdi, canım kızım Selma'yı alıyordu. Onu kendine öylesine masumca inandırmıştı ki; o saf kız, babasının yadigarı gördüğü bu şeytani adama derin bir minnet duyarak gençliğini vermişti.
"Neden?" diye fısıldayabildim sadece, beynim uyuşmuştu. "Madem bütün servetimizi aldı... Neden şimdi Selma'yla evleniyor? Neden bu riske giriyor?"
"Çünkü," dedi Ferhat gözyaşlarını ceketinin koluyla silip, öfkeden titreyen çenesiyle bana bakarak, "Babam o ofise gitmeden evvel son bir hamle yapmış. Asıl büyük fonları, dedemden kalan o dokunulmaz hesapları tamamen kapalı bir vakfa devretmiş. Vasiyetine de çok keskin bir şart koydurmuş: Bu fonların kilidi sadece Selma'nın yasal bir evlilik yapması durumunda açılacak. Tarık paranın o dokunulmaz kısmına yasal olarak ulaşmak için Selma'nın resmi eşi olmak zorunda. Her şey kusursuz kurgulanmış, iğrenç bir tiyatro."
Tam o dehşet anında, koridorun sonundaki o ağır meşe kapılardan yükselen müzik sesini duydum. O klasik gelin yürüyüşü melodisi başlamış, yüzlerce davetli heyecanla ayağa kalkıp sessizleşmişti. Birazdan Selma, melek gibi tebessümüyle, hayatının en kanlı hatasına doğru yürüyecekti. Beynimde şimşekler çakıyor, kulaklarım uğulduyordu. Bir yanda onca yılın yalanı ve kocamın kanı; diğer yanda hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı kızım vardı.
O saniye, kocasının yasını yıllarca tutan boynu bükük kadın sonsuza dek öldü; yerine evlatlarını korumak için dünyayı cayır cayır yakmayı göze alabilecek, yırtıcı bir anne doğdu. Ferhat'ın elinde titreyen o belgeleri sertçe kaptım.
"Dayını ara," dedim. Sesimdeki buz gibi kararlılığa ben bile şaşırmıştım. Kardeşim yılların tecrübeli, tavizsiz bir polis başmüfettişiydi ve şu an salonda, ön masalardan birinde hiçbir şeyden habersiz oturuyordu. "Hemen yanıma gelsin, gizlice telsizden ekiplerine haber versin. Bu otelin tüm kapılarını tutun. O adam bu binadan adalete teslim olmadan, ellerine kelepçe vurulmadan bir adım bile dışarı çıkmayacak."
Ferhat, intikam ateşini bulmuş bir şekilde başını sallayarak telefonuna sarılıp salona koştu. Ben ise derin bir nefes aldım, gözyaşlarımı sildim ve omuzlarımdan o ağır yükü atarak dimdik durdum. Dev kapıdan içeri girdiğimde tüm gözler kırmızı halının başındaki Selma'daydı. Selma, yavaşça süzülerek ilerliyor, sunağın sonunda duran Tarık ise ona o sahte, mide bulandırıcı gülümsemesiyle bakıyordu.
Adımlarımı hızlandırdım. Kimsenin şaşkın fısıltılarına aldırış etmeden kırmızı halının tam ortasında, Tarık'ın yüzündeki o iğrenç zafer gülümsemesinin parladığı anda hızla ikisinin arasına girdim. Selma şaşkınlıkla durakladı, "Anne? Ne yapıyorsun?" diye fısıldadı titreyen bir sesle. Elimi usulca kızımın yanağına uzattım, gözlerine o derin anne şefkatiyle baktım. "Bitti benim güzel kızım," dedim salonu inletecek kadar güçlü bir sesle. "Kabus bitti."
Ardından yavaşça arkamı döndüm ve gözlerimi Tarık'ın gözlerine diktim. Müzik aniden, bıçak gibi kesilmişti. Dayısının belindeki telsizin cızırtılı sesleri kapı eşiğinde yankılanmaya başlarken, Tarık'ın yüzündeki o kibirli zafer ifadesinin yerini dondurucu bir dehşet almıştı. Elimdeki o sararmış belgeleri havaya kaldırdım. "Düğün iptal!" diye haykırdı sesim o devasa salonda. O an anladım ki; gerçek sevgi her zaman masallardaki gibi sorunsuz bir mutlu sonla bitmezdi. Bazen gerçek sevgi; bir anneyi, çocuklarını dünyanın en karanlık yalanından çekip çıkarması için bir savaşçıya dönüştürmekti. Hayattaki en onurlu mutlu son da buydu.