
İçerisi zifiri karanlıktı. Duvarlarda nem lekeleri, yerlerde eski gazete parçaları vardı. Tam ortada eski bir beşik… ama içinde bir çocuk değil, küçücük bir yorganın altına sarılmış bir şey vardı. Nefes sesine benzer bir uğultu duyuluyordu içeriden. Gözlerim karanlığa alıştıkça, beşiğin yanında yerde çömelmiş bir silüet fark ettim. Başını ellerinin arasına almış, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Sesim titreyerek “Bu da ne… kim bu?” dedim.
Annem arkamdan sessizce ağlamaya başladı. “Ben çok büyük bir günah işledim oğlum…” dedi. “Seni ve kardeşini bırakıp gittiğimde… hamileydim. O adamla birlikte olmanın cezasını çektim. Çocuk hasta doğdu… kimse sahip çıkmadı, ben de sakladım… yıllardır burada… kimse bilmedi yazı devam ediyo..
