Kayınvalidem, 70 davetlinin önünde doğum günü pastamı yüzüme sıvadı ve kahkahalar atarak bunun “aile geleneği” olduğunu söyledi — ama birkaç dakika sonra kocam öyle bir şey yaptı ki yüzündeki gülümseme anında silindi.
“Jale’nin yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Tolga ise salonun ortasında, annesinin karşısında duruyordu.
Elinde birkaç dakika önce orada olmayan bir şey vardı.
Jale onu gördüğü anda bağırmaya başladı:
‘Sen bunu bana yapamazsın! Ben senin annenim!’
Tuvaletin kapısının önünde öylece kalmıştım.
Tolga’nın elindekinin ne olduğunu ilk anda anlayamadım.
Siyah, küçük bir kutuydu.
Sonra kutuyu masanın üzerine bıraktı ve cebinden telefonunu çıkardı.
Salondaki yetmiş kişinin neredeyse tamamı sessizdi.
Az önce insanların kahkahalarıyla, müzikle ve tabak sesleriyle dolu olan salon şimdi o kadar sessizdi ki, uzaktaki mutfaktan gelen çatal bıçak sesleri bile duyuluyordu.
Jale öfkeyle oğluna baktı.
“Bu rezilliği bitir,” dedi. “Karın da şakadan anlamıyorsa benim suçum değil.”
Şaka.
Yüzüm hâlâ nemliydi.
Saçlarımın arasında temizleyemediğim krema parçaları vardı.
Kırkıncı yaş günümde, ailemin ve arkadaşlarımın önünde küçük düşürülmüştüm ve Jale hâlâ yaptığı şeyi bir şaka olarak görüyordu.
Tolga başını yavaşça kaldırdı.
“Hayır anne,” dedi. “Asıl rezillik şimdi bitecek.”
Bu söz üzerine Jale’nin yüzündeki ifade değişti.
Tolga’nın sesinde daha önce annesine karşı hiç duymadığım bir kararlılık vardı.
On dört yıllık evliliğimiz boyunca Jale beni her eleştirdiğinde Tolga genellikle ortamı yumuşatmaya çalışmıştı.
“Annem öyledir.”
“Takma kafana.”
“Yaşlı kadın, değişmez artık.”
Bu cümleleri yüzlerce kez duymuştum.
Ben de evliliğimi korumak için sustum.
Fakat belli ki Tolga o gece susmayacaktı.
Telefonunun ekranını açtı.
“Bu sabah annemin bana gönderdiği mesajları size göstermek istemezdim,” dedi. “Ama artık sanırım başka çarem kalmadı.”
Jale
Bir Yorum Yazın