Annem başını kaldırıp bana baktığında yüzündeki ifade, yıllardır tanıdığım kadının yüzü değildi. Sanki yakalanmış biri gibi değil de, çok daha büyük bir felaketin yaklaşmakta olduğunu bilen biri gibiydi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra ağır ağır sandalyeye oturdu ve ellerini birbirine kenetledi.

“Çünkü Derya’nın burada kalması seni bitirecek,” dedi.

“Beni bitirecek olan onun hastalığı değil, senin yaptıkların!” diye bağırdım. “İnsan kanserle mücadele eden bir kadını nasıl kapının önüne koyabilir?”

Annem gözlerini kaçırdı. O sırada salondan gelen hafif bir öksürük sesi ikimizi de susturdu. Derya odasında dinleniyordu. Onun bu konuşmayı duymasını istemiyordum. Çünkü zaten yeterince acı çekmişti.

Annem bir süre sonra dolabındaki zarfı çıkardı ve önüme koydu. “Bunu okursan neden böyle davrandığımı anlayacaksın.”

Zarfı açtım. İçinden birkaç banka dekontu, eski tarihli bir hastane belgesi ve Derya’nın adına düzenlenmiş bir vekâletname çıktı. Belgeleri tek tek incelerken kafam daha da karıştı. Derya’nın imzası vardı ama tarih, onun hastalığını öğrendiğimiz tarihten çok daha önceydi.

“Bunlar ne?” diye sordum.

Annem cevap vermedi.

“Anne, bana gerçeği söyle.”

Tam o sırada Derya kapının eşiğinde belirdi. Yüzü solgundu ama gözleri ilk kez korkudan değil, kararlılıktan parlıyordu.

“Artık saklamanın anlamı yok,” dedi.

O an içimde tuhaf bir his oluştu. Sanki iki insanın arasında kalmış değildim. Sanki yıllardır hayatımın bir parçası olan herkes benden bir şey saklıyordu.

Derya yavaşça yanıma geldi ve masadaki belgelerden birini eline aldı.

“Bu belgeyi ben imzalamadım,” dedi.

Annem bir anda ayağa kalktı.

“Derya, yapma!”

İşte o an bütün şüphelerim bir anda büyüdü. Çünkü annemin tepkisi, onun bu belgelerin ne olduğunu çok iyi bildiğini gösteriyordu.

Derya bana baktı.

“Senin annen, hastalığımın başladığı ilk aylarda senin bütün birikimini kullanarak benim tedavimi gizlice karşılamaya çalıştı.”

Ne diyeceğimi bilemedim.

Annem başını eğdi.

“Sen hiçbir şey bilmiyordun,” dedi. “Derya senden para istemek istemedi. Ben de seni borç altında bırakmamak için…”

“Peki neden onu evden kovmaya çalıştın?” diye sordum.

Annemin gözleri doldu.

“Çünkü para bitmişti.”

O cümleyle odadaki bütün hava değişti.

Meğer annem aylar boyunca gizlice kendi birikimlerini ve bazı eşyalarını satarak Derya’nın tedavi masraflarına destek olmuştu. Fakat son zamanlarda maddi olarak iyice zorlanmış, çaresizlik içinde yanlış kararlar vermeye başlamıştı. Derya ise bunu benden saklaması için anneme söz vermişti.

Ama hâlâ bir şey yerine oturmuyordu.

Masadaki vekâletnameyi gösterdim.

“Peki bu ne?”

Annem cevap vermeden önce Derya derin bir nefes aldı.

“Onu ben hazırladım,” dedi.

“Ne?”

Derya gözlerini yere indirdi.

“Hastalığım ağırlaşırsa senin bütün maddi gücünü tüketmek istemedim. Tedavim için gereken bazı şeyleri satabilmen amacıyla hazırlanmıştı.”

O anda eşime baktım. Aylarca kendi acısını taşırken bir de benim geleceğimi düşünmüş olduğunu fark ettim. İçimde öyle büyük bir pişmanlık oluştu ki, onun ellerini tuttum.

“Bunu neden bana söylemedin?”

Derya’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Çünkü seni kaybetmekten korktum.”

Bu söz beni yıktı.

Annem de ağlamaya başlamıştı. Fakat ona hâlâ kızgındım. Çünkü yaptığı şeyin gerekçesi ne olursa olsun, eşimi kapının önüne koymaya çalışmıştı.

“Bana yardım etmek istedin diye Derya’yı evden atamazsın,” dedim. “İnsan sevdiği birini korumaya çalışırken başka birini ezmemeli.”

Annem başını salladı.

“Biliyorum.”

Ertesi sabah annem, Derya’nın karşısına geçip ondan özür diledi. Derya uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonra annemin elini tuttu.

“Ben senden nefret etmiyorum,” dedi. “Ama bir daha hastalığımı bana karşı kullanmanı istemiyorum.”

Annem ağlayarak başını salladı.

O günden sonra evimizde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Fakat bu kez değişen şey ailemizin dağılması değil, birbirimize karşı dürüst olmaya başlamamızdı. Annemin maddi sıkıntısını birlikte çözdük, Derya’nın tedavisi için yeni bir düzen kurduk ve en önemlisi, hiçbir kararı onun haberi olmadan vermemeye karar verdik.

Aylar sonra Derya’nın tedavisinden güzel haber geldiğinde hastane koridorunda annemle yan yana oturuyorduk. Doktorun odasından çıkan Derya’nın yüzünde uzun zamandır görmediğim bir gülümseme vardı.

Bana doğru yürürken annem ayağa kalktı ve ona sarıldı.

Ben o manzarayı izlerken o geceyi düşündüm. Birkaç ay önce aynı evde annem eşimi kapının önüne koymaya çalışmıştı. O gece ailemin bittiğini sanmıştım.

Oysa aile bazen hiç hata yapmayan insanların kurduğu bir yer değildi.

Aile, hata yaptığında birbirinden vazgeçmek yerine hatasının sorumluluğunu alabilen insanların kurduğu yerdi.

Derya yanıma gelip elimi tuttu.

“Bitti mi?” diye sordu.

Gülümsedim.

“Hayır,” dedim. “Bizim hikâyemiz şimdi başlıyor.”

Ve o gün, anneme vermek istediğim en büyük dersin onu hayatımdan çıkarmak değil, sevginin korkuyla, çaresizliğin öfkeyle ve hastalığın yalnızlıkla karıştırılmaması gerektiğini göstermek olduğunu anladım.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza ders vermek için değil, bize sevmenin ne anlama geldiğini yeniden öğretmek için gelir.