Benim adım Kerem. Hayatın insanı en zayıf anında nasıl sınadığını ve o kırılmışlığın içinden nasıl yenilmez bir güç doğurduğunu, o karanlık nişan gecesinde o ağır demir kapının dışına atıldığımda henüz bilmiyordum.
Yıllar önce, üniversitede tanıştığım ve uğruna her türlü fedakârlığı yaptığım Ceyda ile evlilik kararı almıştık. Ben, inşaat işçisi bir babanın zorluklarla okuttuğu, hayalleri olan ama cebinde beş parası olmayan genç bir yazılımcıydım. Ceyda’nın babası Rıza Bey ise şehrin en tanınmış, en kibirli tekstil fabrikatörlerinden biriydi. Başından beri beni istememiş, her fırsatta fakirliğimle alay etmişti. Ancak Ceyda beni sevdiğini söylüyor, babasını ikna edeceğine yemin ediyordu.
O meşhur akşam, Rıza Bey’in o devasa, şatafatlı yalısında nişanımız yapılacaktı. En temiz takım elbisemi giymiş, cebimdeki son kuruşla mütevazı bir çiçek ve çikolata yaptırmıştım. Salonda şehrin en zenginleri, sosyetik akrabalar ve kibirli yüzler vardı. Yüzükler takılmak üzereyken Rıza Bey aniden ayağa kalktı. Salondaki o uğultuyu susturdu ve bana doğru dönerek, yüzünde iğrenç bir tebessümle o kan donduran konuşmayı yaptı:
"Sen gerçekten benim biricik kızımı, bu servetin varisini o üç kuruşluk maaşınla yaşatabileceğini mi sandın? Çulsuzun teki benim kızımı hak etmiyor! Bu nişan falan yapılmayacak. Benim soyadımı taşıyacak adamın bir asaleti, bir serveti olmalı. Şimdi o ucuz çiçeklerini de al ve derhal evimi terk et!"
Yüzlerce kişinin ortasında aşağılanmıştım. Gözlerim Ceyda’ya kaydı. Elimi tutmasını, babasına karşı durmasını bekledim. Ama o, babasının o devasa servetini kaybetme korkusuyla başını öne eğdi ve sessizce geriye doğru bir adım attı. O tek bir adım, benim kalbimde kopan en büyük fırtınaydı. Hiçbir şey söylemedim. Ceketimi ilikledim, başım dik bir şekilde o yalıdan çıktım.
O gece o karanlık sokaklarda yürürken içimde acıdan çok, devasa bir ateş yanıyordu. Kendime bir söz verdim: Bir gün öyle bir güce ulaşacaktım ki, kibriyle insanları ezen herkes karşımda ceket ilikleyecekti.
Sonraki on yıl boyunca uyumadım. Gündüzleri üç farklı işte çalışıyor, geceleri ise kendi yazılım projelerimi geliştiriyordum. Tırnaklarımla kazıyarak kurduğum o küçük teknoloji şirketi, yıllar içinde uluslararası bir dijital imparatorluğa dönüştü. Milyon dolarlık ihaleler, devasa yatırımlar derken, ülkenin en genç ve en zengin iş adamlarından biri olmuştum. Hayatıma da benim yoksulluğumla değil, kalbimle ilgilenen, şefkatli ve dürüst bir kadın girmişti.
İlahi adaletin terazisi ise o sırada Rıza Bey için çok farklı tartıyordu. Kibri ve açgözlülüğü yüzünden yaptığı yanlış yatırımlar, fabrikalarının bir bir kapanmasına neden olmuştu. Ceyda, zengin diye evlendiği adam tarafından aldatılıp terk edilmişti. Rıza Bey'in ödeyemediği milyonlarca liralık çekler yüzünden hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı. Ya o devasa borç ödenecek ya da 70 yaşındaki o kibirli adam hayatının son yıllarını demir parmaklıklar ardında geçirecekti devamı için sonraki sayfaya geciniz...