Kızım mutfak masasının altında uyumak için benden izin istemeye başladı
canımı yakacak kadar sert değildi ama gücünün bende olduğunu, her an canımı yakabileceğini hatırlatacak kadar baskılıydı.
“Çok fazla konuşma Leyla,” dedi buz gibi bir sesle.
Sınıfa girdiğimde, Zeynep’in öğretmeni Reyhan Hanım beni çok ciddi bir yüz ifadesiyle karşıladı.
“Leyla Hanım, Zeynep son zamanlarda çok gergin,” dedi öğretmen masasına işaret ederek. “Sınıfta en ufak bir ayak sesi duysa yerinden sıçrıyor. Sürekli kapının hemen yanındaki sırada oturmak istiyor.”
Gözlerimi yere indirdim, utancımı saklamaya çalıştım. “Sadece bir geçiş dönemi yaşıyor, yeni ev, yeni düzen...”
Reyhan Öğretmen hemen cevap vermedi. Önündeki çekmeceden sarı bir dosya çıkardı. “Ayrıca yaptığı bir resim bizi derinden endişelendirdi.” Dosyayı bana doğru uzatmadan önce durdu ve gözlerimin içine baktı: “Evde her şey yolunda mı Leyla Hanım?”
Boğazımın düğümlendiğini hissettim. Neredeyse her şeyin yolunda olduğunu söyleyecektim. Kelimeler dilimin ucundaydı, tıpkı daha önce Volkan’ı korumak ve kendimi kandırmak için defalarca yaptığım gibi.
Ama tam o sırada gözüm, köşedeki sandalyede duran Zeynep'in sırt çantasına takıldı. Küçüklüğünden beri yanından ayırmadığı, dikişleri sökülmüş eski bez bebeği çantanın yan cebinden dışarı bakıyordu. Karnındaki ve sırtındaki dikişler zorlanarak yırtılmış gibiydi.
Öğretmen bakışlarımı takip etti. “Bunu okula getirdiği için onu azarlamamamı rica etti.” Bebeği masanın üzerine koydu, sökük dikişleri parmaklarıyla hafifçe araladı ve içinden küçük, eski bir cep telefonu çıkardı. SIM kartı yoktu, sadece bataryası elverdiğince ses kaydetmeye yarıyordu. “Kızınız, ‘gecenin sesinin’ bu bebeğin içinde saklı olduğunu söyledi.” Devamı Diğer Sayfada..