Yalan Dünya Çok Komik Fıkra..
İstanbul’un en lüks otellerinden birinin balo salonunda, devasa kristal avizelerin altında son derece şatafatlı bir şirket yemeği düzenleniyordu. İçerideki herkes, adeta moda dergilerinden fırlamış gibiydi; tasarım elbiseler, pahalı mücevherler ve kibirli bakışlar havada uçuşuyordu. Kemanların çaldığı hafif klasik müzik eşliğinde garsonlar gümüş tepsilerle içecek dağıtıyordu.
İşte bu aşırı ciddi ve yapmacık ortamın tam ortasında, Karadeniz’in o samimi ve doğal havasını üzerinde taşıyan bizim Temel duruyordu. Büyük bir holdinge sattığı fındık fabrikası sayesinde bu VIP davete onur konuğu olarak çağrılmıştı. Üzerine tam oturmayan, muhtemelen son anda kiraladığı o simsiyah smokini ve yüzündeki o hiç silinmeyen içten gülümsemesiyle, etrafındaki buz gibi insanlara kıyasla bambaşka bir dünyadan gelmiş gibiydi.
Açık büfedeki kanepelerin tadına bakarken, Temel’in gözü salonun tam ortasında duran bir gruba takıldı. Grubun merkezinde, yirmili yaşlarının sonunda, güzelliğiyle dikkat çeken ama yüzündeki o küçümseyici ifadeyle etrafındaki herkesi ezen şımarık bir genç kadın vardı. Kadın, elindeki kadehi yavaşça sallarken etrafındakilere yukarıdan bakıyor, kimseyi beğenmediğini her halinden belli ediyordu.
Temel, içindeki o bitmek tükenmek bilmeyen Karadeniz sıcaklığı ve nezaketiyle, ortama biraz neşe katmak istedi. Ceketinin düğmelerini ilikledi, gayet özgüvenli adımlarla bu kibirli grubun yanına doğru yaklaştı. Kadının tam karşısında durdu, hafifçe başını eğip en içten, o kendine has şivesiyle gülümsedi:
“İyi akşamlar dilerum... Hanımefendu, maşallah ne kadar cüzelsunuz da, adeta bütün salonun ışığını tek başunuza siz veriyorsunuz,” diyerek son derece kibar bir iltifatta bulundu. Kadında... Devamı Sonraki Sayfada..