Baba… kardeşim uyanmıyor.

“Baba… kardeşim uyanmıyor. Üç gündür de hiçbir şey yemiyoruz,” diye fısıldadı çocuk.

Sesi o kadar inceydi ki, önce aramanın kesildiğini sandım. İstanbul Levent’te, bir toplantı odasında oturuyordum. On iki kişi, milyonluk bir reklam kampanyasının son detaylarını bekliyordu. Ama o anda tüm dünya, altı yaşındaki oğlumun titreyen sesine sıkışıp kaldı.

—Mete? Neredesin? Neden başka bir telefondan arıyorsun?

Bir sessizlik oldu. Sonra hıçkırığa benzer bir nefes aldığını duydum.

—Anne yok. Sofia çok sıcak. Ona bisküvi vermeye çalıştım ama çiğneyemiyor.

Sandalye geriye devrildi. Kimse konuşmadı. Ceketimi kaptığım gibi toplantıdan fırladım.

Sekiz aydır Elif’le “uygar” bir velayet düzeni kurmaya çalışıyorduk. Çocuklar Kadıköy’de onunla yaşıyor, ben onları iki haftada bir hafta sonu ve hafta içi iki gün görüyordum. Ne dosttuk ne düşman. En azından ben öyle sanıyordum.

Üç gün önce Elif bana bir mesaj atmıştı: “Çocukları bir arkadaşımın Sapanca’daki evine götürüyorum. Çok çekmiyor.” Yazmıştı.

Garipti ama imkânsız değildi. Ona güvendim.

Yanılmışım.

Arabaya iner inmez aradım.

Kapatıldı.

Tekrar aradım.

Kapatıldı.

E-5’te delirmiş gibi sürüyordum. Mete hâlâ hattaydı ama artık çok az konuşuyordu.

—Kapatma telefonu, kahramanım —dedim, sesimi sakin tutmaya çalışarak— Geliyorum.

—Korkuyorum baba…

O üç kelime içimi parçaladı.

Siteye vardığımda apartman kapısı aralıktı. Merdivenleri ikişer ikişer çıktım. Daire kapısı kilitli değildi. İttim.

Koku önce geldi: bayat yemek, kapalı hava, kirli çamaşır, çaresizlik.

—Mete!

Sofada oturuyordu. Bir yastığa sarılmış, yüzü kir içinde, gözleri büyümüş.

Koşmadı.

Sadece baktı.

Sanki artık yetişkinlerin gerçekten gelip gelmeyeceğini bilemiyordu.

—Gelmezsin sandım… —diye fısıldadı. Devamı Sonraki Sayfada..

FOTO GALERİLER