Anneannem düğünüme gelemeyecekti..
Hastane odasının o boğucu, dezenfektan kokan havası bir anda buz gibi oldu. Emir’in elimi sıkan parmakları artık bir aşığın şefkatli dokunuşu değil, bir gardiyanın demir kelepçesi gibiydi. Ezilen güllerin kırmızı yaprakları, tıpkı kopan kolyenin beyaz incileri gibi yere saçıldı.
"Ne yapıyorsun? Bırak beni!" diye bağırdım, sesim korkudan titriyordu.
Emir beni dinlemedi. Ani bir hareketle kapıya uzandı, dışarıdaki hemşirelerin şaşkın bakışları arasında kapıyı sertçe kapatıp kilitledi. Kalp monitörünün giderek hızlanan sesi odanın içinde bir siren gibi çınlıyordu. "Sana söylemiştim," dedi Emir. Sesi daha önce hiç duymadığım kadar soğuk, metalik ve yabancıydı. "Neden seninle evlendiğimi bilmeyi hak ediyorsun. Artık buradan dönüş yok."
Gömleğinin kolunu bu kez saklamak için değil, o korkunç gerçeği tamamen gözler önüne sermek için sıvadı. Sol bileğinden dirseğine kadar uzanan, derin, alevlerin deriye acımasızca kazıdığı bir yanık iziydi bu.
Ninem yataktan doğrulmaya çalışırken nefes nefeseydi. Demansın gözlerine indirdiği o puslu perde tamamen kalkmış, yerini yirmi yıllık bir dehşet almıştı.
"Sen... O geceki çocuksun," diye fısıldadı çatallı bir sesle. "Ali'nin oğlu..." Devamı Sonraki Sayfada..