Bir kadın, bir yolculuktan erken eve döndüğünde babasını dizlerinin üzerinde yerdeki evi silerken görür; bu sırada kayınvalidesi ona alay ederek şöyle der: “Bu ev bir çiftlik gibi kokuyor.”

BÖLÜM 1

—O adam hâlâ temizliği bitirmedi mi? Salonu nasıl da kokutmuş… sanki köy pazarı gibi.

Eve adımımı attığım anda bu cümleyi duydum.

Kapıda çantam elimde, uçağın yorgunluğu hâlâ üzerimde donup kalmıştım. İzmir’de yürüttüğüm büyük bir endüstriyel proje için neredeyse bir aydır şehir dışındaydım. Aslında daha uzun kalmam gerekiyordu ama işler erken bitince kimseye haber vermeden İstanbul Kadıköy’deki evime dönüp eşim Murat’a sürpriz yapmak istemiştim.

Sürprizi yapan ben olmuştum.

Antre kapısından salona baktığımda içimde bir şeyin kırıldığını hissettim.

Babam, Hasan Yılmaz, 67 yaşında, ömrünü Anadolu’nun küçük bir köyünde toprağa vermiş bir adam, yerde dizlerinin üzerine çökmüş, eski bir bezle dökülen yemekleri temizliyordu. Yerde kırılmış bir cam kap, dağılmış yoğurtlu bir yemek ve parçalanmış ev yapımı tatlılar vardı.

Koltukta ise sanki bir gösteri izler gibi Murat’ın annesi Fatma Hanım ve kız kardeşi Ayşe oturmuş, çekirdek yiyip televizyon izliyordu.

—İyi silsin Hasan Bey —dedi Ayşe alaycı bir gülümsemeyle—. Elif Hanım sonra eve köy kokusu sinince sinir oluyor zaten.

Fatma Hanım hafifçe güldü.

—Ben demiştim Murat’a. Niye babasını getirip duruyor? Bizim evde her şey var. Şehir evi burası, köyden gelen şeylerin kokusuna gerek yok.

Kanım başıma sıçradı.

Ben Elif Yılmaz’dım. 36 yaşındaydım, proje direktörü olarak günde on iki saatten fazla çalışıyor, bu evi kendi emeğimle ödüyordum. Murat ise bir paketleme fabrikasında vardiya sorumlusuydu. Onu asla küçümsememiştim; ama evin kredisini, faturaları, annesinin ilaçlarını ve kız kardeşinin ihtiyaçlarını bile ben karşılıyordum.

Ama babamı kendi evimde dizlerinin üzerinde görmek… bu artık dayanılacak şey değildi.

Valiz elimden sert bir sesle yere düştü.

Üçü aynı anda bana döndü.

Ayşe elindeki çekirdekle boğulacak gibi oldu. Fatma Hanım bir anda ayağa kalktı.

—Elif? Sen geldin mi? Murat dedi ki…

Duymadım bile. Doğrudan babamın yanına yürüdüm.

—Baba, kalk.

Başını kaldırdı. Üzerindeki gömlek lekelenmişti, elleri titriyordu. Utanç, ona ait olmayan bir yük gibi omzuna çökmüştü.

—Kızım… sen burada ne yapıyorsun?

—Nasıl ne yapıyorum? Burası benim evim. Neden diz çöküp temizlik yapıyorsun?

Gözlerini kaçırdı.

—Tabağı düşürdüm… sorun çıkmasın diye temizlemek istedim.

Fatma Hanım’a döndüm.

—Ona neden bir paspas vermediniz? Ya da yardım etmediniz? Yaşlı bir adamı o halde nasıl bırakırsınız?

Ayşe kollarını bağladı.

—Abartıyorsun Elif. Düşüren temizler. Hem getirdiği şeyler de kokuyordu.

—Ayşe —dedim buz gibi bir sesle— bu evin kredisini ben ödüyorum. Ve burada kimse babama böyle davranamaz.

Fatma Hanım hemen mağdur bir tona geçti.

—Biz bir şey yapmadık. Hasan Bey bir anda geldi, biraz telaşlıydı, döktü sonra da kendi temizlemek istedi.

—Murat nerede?

Sessizlik çöktü.

—Çıktı —dedi Fatma Hanım— acil işi vardı.

Telefonumu çıkardım.

—O zaman arayacağım.

Tam ekranı açmıştım ki babam bileğimi tuttu.

—Hayır kızım… arama.

Gözlerindeki korku beni durdurdu.

—Baba, ne oldu?

Beni hızla misafir odaya çekti. Kapıyı kapatıp kilitledi ve yatağın kenarına çöktü.

—Kızım… sen tutuklu değil misin?

Bir an dünya durdu.

—Ne tutuklusu? Ne diyorsun sen?

Cebinden buruşmuş bir kâğıt çıkardı.

—Murat beni bir hafta önce aradı. İş yerinde büyük bir hata yaptığını, şirketin seni soruşturduğunu söyledi. Seni korumak için üç milyon lira gerektiğini söyledi.

Boğazım kurudu.

—Baba, ben İzmir’de projeyi kapattım. Kimse beni tutmadı.

Babamın yüzü çöktü.

—Beni kandırmış…

Kâğıdı elinden aldım. Noter onaylı bir vekâletnameydi. Babam, köydeki evini ve tarlasını Murat’a ipotek ettirme yetkisi vermişti.

—Bunu imzaladın mı?

—Evet kızım… bana kredi çekileceğini söyledi. Bugün para çıkacaktı.

İçimdeki öfke artık yanmıyordu. Soğumuştu. Netleşmişti.

Murat sadece babamı kandırmamıştı. Aynı zamanda kendi ailesine, benim babamı küçük düşürme izni vermişti.

Ayağa kalktım.

—Onu bulacağım.

—Hayır —dedi babam, kolumu tutarak— şimdi gidersen kaçar.

Duraksadım.

Haklıydı.

Eğer para henüz çekilmediyse, Murat uyarılırsa her şey kaybolurdu.

Derin nefes aldım.

—Baba, beni dinle. Evini geri alacağım. Ama bana güveneceksin.

Başını salladı.

—Ne istersen yap kızım.

—Buradan hiçbir şey olmamış gibi çıkacaksın. Köye döneceksin. Kimseye hiçbir şey söylemeyeceksin.

Babam korkuyla baktı.

—Sen ne yapacaksın?

Aynadaki yansıma bana yabancıydı. Sakin, sessiz ama tehlikeli derecede kararlıydım.

—Murat hâlâ kazanabileceğini sanacak.

Babamı bir taksiye bindirdim. Fatma Hanım ve Ayşe’ye hiçbir şey belli etmedim. Kapı kapanırken arkamda kalan sessizlik, yaklaşan fırtınanın ilk işaretiydi grsele ilerleyn devamı sonraki syfada.....

FOTO GALERİLER