Üçüz kız kardeşimiz biz sadece on bir yaşındayken öldü — ama 21. yaş günümüzde ondan bir kutu geldi
Üçüz kız kardeşimiz biz sadece on bir yaşındayken öldü — ama 21. yaş günümüzde ondan bir kutu geldi
Titreyen parmaklarımla kapağı kaldırdım ve nefesim kesildi.
Kutunun içinde altın ya da değerli bir eşya yoktu. Ne pahalı bir mücevher ne de yıllardır saklanan bir aile sırrı...
Sadece birkaç zarf, eski bir fotoğraf ve küçük, mor renkli bir günlük vardı.
Bir an hepimiz sessiz kaldık.
Annem ağlamaya başlamıştı bile.
Fotoğrafı elime aldım. Üçümüzün de sekiz yaşında olduğu bir yaz günüydü. Bahçedeki salıncağın önünde durmuş, dondurmalarımızı kameraya doğru uzatıyorduk. Nisa ortadaydı. Her zamanki gibi.
Fotoğrafın arkasına eğri büğrü çocuk yazısıyla bir şeyler karalanmıştı:
"Eğer bunu okuyorsanız, demek ki büyüdünüz. Umarım hâlâ birbirinizi seviyorsunuzdur."
Leyla'nın dudakları titredi.
Son yıllarda birbirimizden uzaklaşmıştık.
Kavga etmiyorduk ama eskisi gibi de değildik. Üniversitelerimiz farklıydı. Hayatlarımız farklı yönlere gitmişti. Aynı evde büyüyen iki yabancı gibiydik bazen.
Nisa bunu nasıl hissetmiş olabilirdi?
Kutudaki ilk zarfın üzerinde benim adım yazıyordu.
İkincisinde Leyla'nın adı.
Üçüncü zarfta ise sadece şu yazıyordu:
"Birlikte okuyun."
Önce kendi mektubumu açtım.
Kâğıdın üzerindeki yazılar çocuk elinden çıkmıştı ama her harf Nisa'nın sesini taşıyordu.
"Canım kardeşim," diye başlıyordu.
"Eğer bunu okuyorsan sen artık büyüksün. Ben büyüyemeyeceğim ama sen büyüyeceksin. O yüzden senden bir şey istiyorum. İnsanlar canını yaksa bile kalbini kapatma."
Boğazım düğümlendi.
Mektup devam ediyordu.
"Sen üzülünce içine kapanıyorsun. Kimseye anlatmıyorsun. Ama yalnız kalınca daha çok ağlıyorsun. Bunu bırak. Leyla'ya anlat. Anneye anlat. Birilerine anlat."
Gözyaşlarım kâğıda damladı.
Çünkü yıllardır tam da bunu yapıyordum.
Nisa beni on bir yaşımdayken tanımıştı ama yirmi birimde bile okuyabiliyordu.
Leyla da kendi mektubunu okuyordu.
Bir ara hıçkırarak ağlamaya başladı.
Mektubunu bana uzattı.
"Leyla," diye yazmıştı Nisa.
"Bir gün çok güçlü görüneceksin ama aslında korkuyor olacaksın. İnsanlar seni neşeli sanacak ama bazı geceler yalnız ağlayacaksın. Lütfen herkesi kurtarmaya çalışma. Bu senin görevin değil."
Leyla gözlerini kapattı.
"Tam olarak benim gibi..." diye fısıldadı.
Sonra üçüncü zarfı açtık.
Bu kez mektup ikimizeydi.
"Siz bunu okurken ben uzun zamandır yanınızda olmayacağım."
Annem sessizce ağlıyordu.
"Ama bir şeyi unutmayın. Ben gittim diye üçüz olmaktan çıkmayacaksınız."
O cümle kalbime saplandı.
Çünkü yıllardır insanlar bizi ikiz olarak görüyordu.
Zamanla biz de buna alışmıştık.
Ama Nisa haklıydı.
O ölmüştü.
Yok olmamıştı.
"Birbirinizden uzaklaşmayın," diye devam ediyordu mektup.
"Büyüyün. Aşık olun. Hata yapın. Seyahat edin. Ama birbirinizi bırakmayın. Çünkü dünyada sizin gibi kimse olmayacak."
Mektubun sonunda bir not vardı....