Kibirli bir kadın, yeni doğan ikiz kızlarımın altını değiştirdiğim için beni kadınlar tuvaletinden kovmaya kalktı.
Adamın adımları yavaş ama sanki yeri titretecek kadar ağırdı. Altmışlı yaşlarının ortalarında, kır saçlı, üzerinde gösterişten uzak ama son derece kaliteli duran lacivert bir takım elbise olan bu adamın duruşunda, etrafındaki her şeyi boyunduruğu altına alabilecek gizli bir güç vardı. Yüzündeki ifade ne öfkeli ne de telaşlıydı; sadece buz gibi bir ciddiyet taşıyordu.
Kadın, adamı gördüğü an az önce bana ve kızlarıma ölüm kusuyormuş gibi bağıran o kibirli canavar olmaktan çıkmış, adeta ruhunu teslim etmiş bir heykele dönüşmüştü. Yüzündeki o alaycı, üstten bakan tebessüm saniyeler içinde silinmiş, yerini saf bir dehşete bırakmıştı. Titreyen ellerini nereye koyacağını bilemiyor, az önce beni tehdit ettiği pahalı telefonu parmaklarının arasından kayıp yere düşmesine rağmen eğilip alamıyordu.
Adam kadına doğru birkaç adım daha yaklaştı. Gözlerini bir saniye bile kadının üzerinden ayırmadan, o tok ve yankılanan sesiyle kelimeleri tek tek vurgulayarak konuştu:
"Yirmi yıl önce, kucağında zatürre olmuş ateşler içinde yanan bir bebekle, kirasını ödeyemediğin o derme çatma gecekondudan kapı dışarı edildiğinde de böyle acımasız mıydın, Berrin?"
Koridorda derin bir sessizlik oldu. Sadece göğsümdeki kanguruda huzursuzca kıpırdanan kızlarımın hafif iç çekişleri duyuluyordu. Kadının nefesi kesildi, dizlerinin bağı çözülmemesi için sırtını arkasındaki soğuk fayans duvara yaslamak zorunda kaldı. Rengi o kadar beyazlamıştı ki, yüzündeki pahalı makyaj bir anda eğreti bir maske gibi görünmeye başlamıştı.
Adam konuşmasına devam etti. Sesi yükselmiyor ama her bir kelimesi birer balyoz gibi kadının yüzüne iniyordu.
"Senin o çok övündüğün, insanları evsiz bırakmakla tehdit ederken adını kullandığın şirketin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı benim, Berrin. Seni o soğuk kış gecesi sokaktan topladığımda, bana ağlayarak tek bir şey söylemiştin: 'Bana bir şans verin Halit Bey, yemin ederim ki bir daha hiçbir çocuğun, hiçbir annenin veya babanın sokakta kalmasına, çaresiz hissetmesine izin vermeyeceğim.' Hatırladın mı bu sözlerini?"
Berrin adındaki kadın, kurumuş dudaklarını aralayıp bir şeyler söylemeye çalıştı ama boğazından sadece anlamsız, boğuk bir hırıltı çıktı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı bile.
"Ama sen ne yaptın?" dedi Halit Bey, sesine şimdi derin bir iğrenti de karışmıştı. "Kariyer basamaklarını tırmandıkça nereden geldiğini unuttun. O gece hastaneye yetiştirip hayatını kurtardığım kendi öz evladını bile statüne uygun bulmadığın için yatılı okullara sürgün ettin, ona annelik yapmadın. Şimdi de karşıma geçmiş, tek başına evlatlarına hem annelik hem babalık yapmaya çalışan acılı bir adamı, benim şirketimin adını kullanarak evsiz bırakmakla, polisi aramakla tehdit ediyorsun, öyle mi?"
Kadın hıçkırıklara boğularak Halit Bey'e doğru bir adım atmaya yeltendi. "Halit Bey... Lütfen... Ben sadece..."
"Kes sesini!" diye kesti adam onu, ilk defa sesini yükselterek. "Benim şirketimde, geçmişini unutan ve gücünü masum insanları ezmek için kullanan zorbalara yer yok. Yönetim kurulu üyeliğin ve genel müdürlük görevin şu saniye itibarıyla sona erdi. Şirket arabanın anahtarlarını ve güvenlik kartını güvenliğe teslim edip binayı terk ediyorsun. İnsanları evinden etmekle tehdit ediyordun ya, Berrin... Şimdi sen işsiz ve unvansız bir hiçsin. Kendi kurallarının nasıl işlediğini şimdi bizzat deneyimleyeceksin."
Kadın daha fazla ayakta kalamadı ve yere yığıldı. Yıllarca ilmek ilmek ördüğü o sahte ve kibirli krallığı, geçmişinden gelen tek bir insanın, tek bir gerçeği yüzüne vurmasıyla birkaç saniye içinde yerle yeksan olmuştu. Güvenlik görevlileri hızla olay yerine gelip kadını kollarından tutarak ayağa kaldırdılar ve onu ağlayışları eşliğinde uzaklaştırdılar.
Onlar gittikten sonra koridorda sadece Halit Bey, ben ve ikizlerim kaldık. Adam derin bir nefes aldı, üzerindeki o sert ve acımasız ifadeyi silip atarak bana doğru döndü. Gözlerinde inanılmaz bir şefkat ve mahcubiyet vardı gorsele ilerleyn devamı sonrki syfada....