Hastane bekleme odasında tanıştığım yaşlı bir yabancıyla, yalnız ölmesin diye evlendim…

Fermuarı çekerken kalbimin atışları odanın sessizliğinde yankılanıyordu. Çantanın içinden ilk çıkan şey, üzeri hafifçe sararmış, kalın bir gazete kupürü destesi ve eski bir fotoğraf albümü oldu. En altta ise ağır, kadife kaplı siyah bir defter yer alıyordu.

İlk önce fotoğraf albümünü açtım. Sayfaları çevirdikçe nefesim boğazımda düğümlendi. Fotoğraflardaki genç adam Kemal Bey’di; ancak üzerinde hastane odasındaki o garip, mahzun ifadeden eser yoktu. Mağrur, keskin bakışlı bir subay üniforması içindeydi. Yanında ise gencecik, gülümseyen bir kadın vardı. Kadının yüz hatlarına baktığımda damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim. Bu kadın, henüz birkaç ay önce toprağa verdiğim kendi annemden başkası değildi.

Titreyen ellerimle siyah defteri, yani Kemal Bey’in günlüğünü açtım. İlk sayfalarda, otuz yıl öncesine ait el yazısıyla yazılmış şu satırlar beni karşıladı:

"Hayatımın en büyük günahını ve en büyük doğrusunu aynı kalbe sığdırdım. Leyla... Benim tek aşkım, tek pişmanlığım. Onu korumak için gitmek zorundaydım ama arkamda bıraktığım o küçük kız çocuğunun, bir gün beni bulacağını hiç tahmin etmezdim."

Günlüğü okuduktan sonra parçalar yavaş yavaş birleşmeye başladı. Kemal Bey, aslında bir "yabancı" değildi. O, annemin gençlik yıllarında büyük bir aşkla sevdiği, ancak dönemin siyasi ve askeri karışıklıkları nedeniyle yolları trajik bir şekilde ayrılmak zorunda kalan gizli babamdı. Bir görev için yurt dışına gönderilmiş, kimliğini değiştirmek zorunda kalmış ve yıllarca bizi uzaktan, bir gölge gibi izlemişti.

Annemin ölüm haberini aldığında, onun da dünyası yıkılmıştı. Zaten hasta olan kalbi bu acıya dayanmamıştı. Beni o hastane koridorlarında bulması bir tesadüf değildi; o, hayatının son günlerinde kızının kokusunu içine çekebilmek, ona yük olmadan sadece yanında olabilmek için o yatağa sığınmıştı.

Peki neden benimle evlenmişti? Neden bana "babanım" dememişti? Günlüğün son sayfalarında bu sorunun da cevabı, gözyaşlarıyla yıkanmış satırlarda gizliydi:

"Sana baban olduğumu söyleseydim, beni asla affetmeyebilirdin. Seni terk eden bir adamı sevmeni isteyemezdim. Ama gitmeden önce sana ait olanı sana devretmeliydim. Bu dünyadan yasal olarak bir 'hiç' olarak ayrılırsam, sana hiçbir şey bırakamazdım. Benimle evlenmeni istedim, çünkü ancak bir eş olarak sana tüm varlığımı, hakkım olan her şeyi yasal olarak devredebilirdim. Beni bir yabancı olarak sevmen, benden nefret eden bir evlat olmandan daha az canımı yaktı grsele ilerleyn devamı sonraki sayfda....

FOTO GALERİLER