Altı yaşındaki oğlumu ararken yanlışlıkla plajdaki soyunma kabininin perdesini açtım. İçeride “mükemmel” sandığım kayınvalidemin oğluma fısıldadığı sözler ise kanımı dondurdu.

Titreyen ellerimle ön cebi açtım. İçinde ne olduğunu gördüğüm anda... Olduğum yerde donup kaldım. Çünkü o küçücük cebin içindeki şey, sadece oğlumu değil, bütün ailemizi geri dönüşü olmayan bir felaketin eşiğine sürükleyebilirdi...

Cebin içinden çıkan şey, parlak kırmızı bir kadife kutuydu. Kutuyu hızla açtığımda, güneş ışığının altında göz kamaştıran, üzerinde eski Türkçe harflerle kazınmış mühür bulunan, paha biçilemez bir zümrüt kolye ve hemen yanına katlanmış sararmış bir kâğıt parçası gördüm. Bu kolye sıradan bir takı değildi; eşimin ailesinin nesillerdir sakladığı, ancak üç yıl önce kayınpederimin açtığı büyük bir tarihi eser kaçakçılığı davasında "ortadan kaybolduğu" iddia edilen ve tüm ailenin mal varlığına tedbir konulmasına neden olan o meşhur aile yadigarıydı.

Daha da kötüsü, o sararmış kâğıt parçasında kayınpederimin el yazısıyla yazılmış şifreli hesap numaraları ve yurt dışına kaçış planının detayları yer alıyordu. Nermin, yıllardır polisin ve mali şubenin köşe bucak aradığı, bütün aileyi hapse gönderebilecek o suç kanıtlarını, kimsenin şüphelenmeyeceği altı yaşındaki masum bir çocuğun sırt çantasına gizlemişti. Eğer havaalanında ya da yolda yapılacak bir aramada bu Emir'in üzerinde yakalansaydı, oğlumuz elimizden alınacak, eşim ve ben de bu suçun ortağı olarak parmaklıklar ardına yollanacaktık grsele ilerleyn devamı sonrki syfada....

FOTO GALERİLER