On iki yıl hapis cezası çekerken para karşılığında bir mahkûmla evlenmeyi kabul ettim. Ama cezası bozulup özgürlüğüne kavuştuğunda, elinde siyah bir kutuyla kapıma geldi ve “Artık dürüst olma sırası bende,” dedi.

Kutunun kapağı eski bir kapı gibi gıcırdayarak açıldı. İçinde karanlık bir geçmişin kanıtları yatıyordu. Gözlerim önce sararmış, kenarları kıvrılmış dosyalara, sonra üzerinde garip semboller olan siyah bir belleğe ve en sonunda... Sol üst köşesinde küçük bir çizik olan, gümüş bir cep saatine takıldı.

Nefesim boğazımda düğümlendi. O saati nerede görsem tanırdım.

"Bu..." Sesim titriyordu, kelimeler dudaklarımdan dökülürken sanki odadaki tüm oksijen tükenmişti. Titreyen ellerimle saati kutudan çıkardım. Soğuk metali avuçlarımın arasında bir ateş parçası gibiydi. "Bu babamın saati... Onu yıllar önce, o korkunç trafik kazasında kaybettiğimizde üzerinde bulamamışlardı. Bu sende ne arıyor Mert?"

Mert’in gözlerindeki o sıcak, bana hep güven veren ifade gitmiş; yerine derin, dipsiz bir keder yerleşmişti. Yüzündeki kaslar seğiriyor, sanki taşıdığı yük omuzlarını fiziksel olarak çökertiyordu.

"Babanın ölümü bir kaza değildi," dedi fısıltıdan hallice bir sesle. "Tıpkı senin omuzlarına binen o ödenemez borçların, annemin sana yaptığı o 'kurtarıcı' teklifin ve benim hapishaneye girişimin bir tesadüf olmaması gibi."

Duyduklarım beynimde yankılanırken masadan bir adım geri çekildim. Odamızın duvarları üzerime doğru geliyordu. "Ne saçmalıyorsun sen? Bütün bunlar ne demek?"

Mert, derin bir nefes alıp masadaki sandalyelerden birine çöktü. Ellerini yüzüne kapattı, ardından kızarmış gözlerle bana baktı.

"Vakıf," diye başladı usulca, "hiçbir zaman sadece bir yardım kuruluşu olmadı. Annem ve onun arkasındaki güçler, yıllarca o vakfı uluslararası karanlık bir ağın, silah ve insan kaçakçılığının paravanı olarak kullandılar. Milyonlarca lira sadece buzdağının görünen kısmıydı. Baban... O, vakfın dışarıdan tuttuğu bağımsız bir denetçiydi. Çok zeki bir adamdı. Dosyalardaki tutarsızlıkları, aklanan o devasa kara parayı fark etti. Durumu anneme bildirdiğinde, dürüstlüğü onun ölüm fermanı oldu."

Gözyaşlarım artık yanaklarımdan süzülüyordu. Demek yıllarca bizi yetim bırakan, Emir’e hem abla hem anne olmama sebep olan o kaza, planlı bir cinayetti.

FOTO GALERİLER