Kızım yeni erkek arkadaşını yaz mangalına getirdi. Ama yüzünü görür görmez elimdeki tepsiyi neredeyse düşürüyordum. Kocama dönüp fısıldadım: “O gerçeği öğrenmeden buna hemen son vermeliyiz.”
Kocamın gözlerinin içine baktım. Yıllardır onu bu kadar korkmuş görmemiştim.
"Ne yapacağız?" diye fısıldadı.
"Cem hiçbir şey öğrenmeden onları ayırmamız gerekiyor."
Tam o sırada Zeynep kolunu genç adamın koluna doladı.
"Anne, baba! Tanıştırayım. Bu Cem."
Genç adam gülümseyerek elini uzattı.
"Memnun oldum."
Kocam elini sıkarken yüzüne bakmamaya çalışıyordu. Ben de kendimi toparlayıp sahte bir tebessüm ettim.
"Hoş geldin."
İçimde fırtınalar kopuyordu.
Çünkü Cem'i daha önce görmüştüm.
Tam yirmi üç yıl önce...
Üniversite yıllarında, henüz eşimle yeni evliyken yaşadığımız korkunç bir trafik kazasında.
O kazada genç bir çift hayatını kaybetmişti. O gün olay yerinde ilk duran kişilerden biri bizdik. Ambulans gelene kadar yardım etmeye çalışmış, ama ne yazık ki onları kurtaramamıştık.
Arka koltukta ise henüz birkaç aylık bir bebek vardı.
Mucize eseri hayattaydı.
Bebeği araçtan çıkarıp sağlık ekiplerine teslim etmiştik.
O günü yıllarca unutamamıştık.
Çünkü kazaya sebep olan araç...
Eşimin kullandığı otomobildi.
Mahkeme bunun tamamen bir kaza olduğuna karar vermişti. Karşı taraftaki sürücünün kırmızı ışık ihlali yaptığı kamera kayıtlarıyla kanıtlanmıştı.
Hiç kimse eşimi suçlamamıştı.
Ama eşim kendini hiçbir zaman affetmedi.
Ölen çiftin bebeğinin akıbetini yıllarca merak etmişti.
Bir gün sosyal hizmetlerde çalışan eski bir polis sayesinde çocuğun akrabaları tarafından büyütüldüğünü öğrenmiştik.
İsmini de o zaman duymuştuk.
Cem.
Yıllar boyunca sadece ismini biliyorduk.
Şimdi ise karşımızda durmuş, kızımızın elini tutuyordu.
Mangal boyunca ne konuşulanları duyabildim ne de yediğim lokmanın tadını aldım.
Zeynep ile Cem birbirlerine öyle sevgiyle bakıyorlardı ki içim daha da sıkışıyordu.
Akşam misafirler yavaş yavaş ayrıldı.
Cem de gitmek üzere ayağa kalktı.
"Beni çok sıcak karşıladığınız için teşekkür ederim."
Kapıya kadar uğurladık.
Arabasına binip uzaklaştıktan sonra Zeynep hemen yanıma geldi.
"Ne oldu size?"
"Nasıl yani?"
"İkiniz de onu görür görmez değiştiniz. Bir şey mi var?"
Kocam bana baktı.
Artık saklayamayacağımızı ikimiz de anlamıştık.
Ertesi gün Cem'i ve Zeynep'i kahve içmeye çağırdık.
İkisi de hiçbir şeyden habersiz geldi.
Kocam derin bir nefes aldı.
"Sana anlatmamız gereken bir olay var."
Saatlerce konuştuk.
Kazayı...
Mahkemeyi...
Vicdan azabını...
Yıllardır içimizde taşıdığımız yükü...
Cem tek kelime etmeden dinledi.
Sonunda cebinden eski, yıpranmış bir fotoğraf çıkardı grsele ilerleyn devamı sonrki syfada....